Putin’in Meselesi: Çerkesler ve Kış Olimpiyatları

Eski Pakistan Birleşik Krallık yüksek komiseri Büyükelçi Akbar Ahmad’ın yazı zincirinin sekizinci ayağı olan bu makale, 9/11’den sonra anti-terörizme dair yeni global paradigmada gözlemlenen, yoğun ve çoğunlukla şiddetli sonuçları olan ve derin tarihsel köklere sahip merkez-çevre itilaflarının nasıl sürekli tekrar halinde olduğunu incelemektedir. Asya, Afrika ve Orta Doğu’da yaptığı derinlikli örnek olay incelemelerini birleştiren Büyükelçi Akbar Ahmed nihai olarak, Müslüman ve Gayrimüslim devletlerin, azınlık gruplarını özgürlükçü ve hoşgörülü bir toplumda bir araya getirmekte ya da “merkez-çevre” itilaflarının çözümünde benzer şekilde acziyete düşmesinin, modern devletler için dünya çapında çoğu zaman şiddet ve yıkıma yol açan daimi bir başarısızlık sembolü olduğunu tartışıyor. Bu itilaflardan kaynaklanan şiddet 21. yüzyılın geri kalan kısmında; ulusal entegrasyon, kanun ve nizam, insan hakları ve adalet meselelerinin odak noktası olacaktır.
James Feminore Cooper’ın Mohikanların Sonuncusu adlı ünlü romanında, savaşçı Chingachgook görkemli kabilesinin sağ kalan son üyesidir. Bunun bir romandaki edebi bir kurgu olduğunu farz etsek de, bu durum aslen Kafkasyalı olan ve pek fazla tanınmayan Çerkes halkı için bir gerçekliktir.

Kısa süre önce, merkez-çevre ilişkileri projemizle ilgili olarak Çerkes toplumunun bazı önde gelen şahsiyetleriyle görüşme yaptık: Uluslararası Çerkes Konseyi başkanı Iyad Youghar ve Çerkes Kültür Enstitüsü başkanı ve Konsey üyesi Zakaria Barsaque. İki kurum da Amerika’daki 5.000 Çerkes’in büyük kısmının yaşamakta olduğu New Jersey’de bulunuyor.
Barsaque’ın durumu da Chingachgook’tan farklı değil. Karadeniz kıyısında yaşayan ve çeyrek milyon nüfusa sahip olan bir Çerkes grubunun, Ubıhların son mensupları arasında. Bugün Ubıhların artık anavatanlarında varlıkları sona ermiş durumda. 40.000 civarı Türkiye’de ve bir avuç Ubıh aile de diğer ülkelerde yaşıyor. 1992’de Ubıhça konuşan son insanın vefatıyla birlikte dilleri yok olmuş durumda. Barsaque ve Youghar önümüzdeki yıllarda Çerkes kültürü ve varlığının tamamen “yok edilme” ihtimaline ilişkin endişelerini dile getirdiler.

İlk Modern Soykırım
Kendilerini Adige olarak tanımlayan, çoğunluğu Müslüman bir halk olan Çerkeslerin, bugünki çıkmazı, genişlemeci Emperyal Rusya’nın dağlık anavatanlarına göz koymasıyla beraber 19. yüzyılda ortaya çıktı. Çerkesler o kadar azimle savaştılar ki, Ruslar onları ya ölümle ya da sürgünle ortadan kaldırmaya karar verdi. Çerkesler bu operasyonu modern çağın ilk soykırımı olarak tanımlıyor ve bize aktardıkları rakamlar gerçekten akıl almaz.
Çerkesler bize, 2,5 – 3 milyon nüfusa sahip Çerkeslerin 1,5 milyonunun katledildiğini, aynı miktarda insanın da sürgüne gönderildiğini ve bu insanların da yarısına yakınının birkaç ay içinde kıtlık ve hastalıktan hayatlarını kaybettiklerini anlattılar. Bu rakamlar dünya çapındaki bilim insanları tarafından doğrulanmıştır.

Çerkeslerin sadece çok küçük bir miktarı Kafkasya’da sağ kalabilmiştir ve bugün de 700.000 Çerkes Rusya’da yer alan üç cumhuriyete dağılmışken, dünyadaki toplam 5-6 milyon Çerkes’in %90’ı küresel diasporada yaşamaktadır.
Rusya’nın Karadeniz’deki bir kıyı şehri olan Soçi’nin 2014 Kış Olimpiyatları’na ev sahibi olarak seçilmesi Çerkesleri çileden çıkarmaktadır. Soçi Çerkes yerleşiminin başkenti ve Ubıh kabilesinin 1864’te “son Çerkes direnişi”ni gerçekleştirdiği bölgeydi. Olimpiyatlar bu kitlesel cinayetin 150. yıldönümünde gerçekleştirilecek.

Youghar, yüz binlerce insan cesedinin tam da bu toprakların altında yattığını ve kazı yapanların insan kalıntıları bulduğunu anlattı. Yoghar, Soçi’yi, İslam uğruna canını verenleri onurlandıran bir ifade ile, “şehadet toprağı” olarak tanımladı. Başka bir deyişle, Soçi Olimpiyatları’nın devasa bir mezarlık üzerinde oynanacak olması temel bir dini öneme sahip.
Youghar, Rus hükümetinin bir soykırımın varlığını kabul etmediğini ve bununla beraber Soçi’de Çerkeslerin yaşamış olduğunu bile kabul edecek gibi görünmediğini ifade etti. Başkan Vladimir Putin 2007’de Rusya’nın adaylığını güvence altına almak üzere Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne hitaben yaptığı konuşmada; Soçi’yi Çerkeslerden bahsetmeksizin, antik Yunanlıların yaşamış olduğu bir yerleşim yeri olarak tanımlamıştı. Youghar, sesinde hasıl olan acı ve kederle, olimpiyatları halkının “tabutundaki son çivi” olarak tanımlıyor.

Durum her zaman böyle değildi. Çerkesler bir zamanlar dünyaca ünlü, bölgedeki baskın güç ve Kafkas kültürünün ana kaynağı idiler. Antik bir mirasa sahip oldukları, Çerkeslerle Olimpiyat Oyunları’nın kökeni konusunda rekabet halinde olan Yunanlılar tarafından bile kabul edilmişti. Nart Destanları olarak bilinen kahramanlık hikayelerinde anlatılan Çerkes tanrıları ve mitolojisi, Yunan mitolojisi ile de benzeşmektedir.
Geleneksel konargöçer Çerkesler kabile ve boylar şeklinde örgütlenmişti ve khabze olarak bilinen şeref, misafirperverlik, büyüklere saygı, eşitlik ve özgürlüğü vurgulayan davranış kurallarına göre yaşarlardı. Bu ahlaki yapı, savaşçılık becerileriyle ünlü olan Çerkeslerin, Hun İmparatoru Atilla ve Moğollar da dahil olmak üzere dağlık bölgelerinden geçen tüm büyük güçleri başarıyla bozguna uğratmalarına yardımcı olmuştur. Khabze ayrıca Çerkeslerin kimliklerini, sürgünün ızdırap ve karmaşıklığından korumasına da yardımcı olacaktır.

Müslüman kimliklerinden dolayı gururlular
Çerkesler ayrıca Müslüman kimlikleriyle ve İslam tarihinde oynadıkları merkezi rolle de gurur duyuyorlar. Çerkesler, Memlukların Kafkasya’dan çıkarılıp Müslüman coğrafyasına dağıtılan seçkin bir askeri sınıfının yüksek rütbelerinde hakimiyet sahibi oldular. Memluklar 13. yüzyılda Mısır’da egemenlik sağladılar ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın mimari ve kültürel gelişiminin büyük kısmında kilit bir rol oynadılar.
Ünlü Çerkes Sultan Baybars’ın idaresi altındaki Memluklar, hem Moğolları hem de Orta Doğu’da kalmış olan Haçlıları bozguna uğrattı. Baybars’ın Moğollara karşı kazandığı zafer dünya tarihi açısından büyük bir dönüm noktası olmakla beraber, Müslüman dünyasında sahip olduğu kahramanlık kültünde de pay sağlamıştır.

Rusya 18. yüzyılda, Çerkesya üzerinde askeri fetihle doğrudan denetim sağlama yoluna gitti ve sert bir direnişle karşılaştı. Zaman içerisinde, Çerkes kabileleri daha etkin bir şekilde organize olmaya başladılar ve resmen bağımsızlıklarının ilan ettiler, bağımsızlıkları 1838’de Britanya tarafından tanındı.

Ancak 1860’larda Çerkeslerin Rusya karşısında daha fazla direnemeyecekleri anlaşıldı. Çerkes kabileleri, binlerce insanın katliyle bir bir yok edildi ve topraklarına Kazaklar, Slavlar ve diğer halklar yerleştirildi.
Dağdaki çatışmalardan kurtulanlar gemilere doldurulmadan önce zorla Karadeniz kıyısındaki kamplara götürüldüler ve Türkiye tarafına, buz gibi sulara gönderildiler. Çoğu gemi battı ve yolcuları da boğularak can verdi.
Rus bilim insanı Adolf Petroviç Berje, Karadeniz’deki acımasız kamplarda Çerkeslerin yaşadığı ızdırabın görgü tanıklarındandı:

Novorossiysk Limanı kıyısında toplanmış yaklaşık on yedi bin dağlının üzerimde yarattığı kahredici etkiyi unutmam mümkün değil. Yılın en çetin ve soğuk zamanında neredeyse hiç erzaklarının olmaması ve bastıran tifo ve çiçek salgını durumlarını daha da çaresiz kılıyordu. Gerçekten de, mesela genç bir Çerkes kadınının ıslak yerde, açık havada, paçavralar içinde çoktan katılaşmış cesedini ve iki bebeğinden biri can çekişirken, diğerinin ölmüş annesinin göğsünde açlığını bastırmaya çalışmasını görmek kimin yüreğine dokunmaz? Ben bu gibi sahnelere çoğu kere şahit oldum.

Osmanlı İmparatorluğu kıyılarına ulaşan yorgun, fakir ve kalabalık insan yığınını çok da müreffeh bir ortam beklemiyordu. Tersine kadınlar çeşitli haremlere gönderilirken, erkeklere de İmparatorluk adına savaşmak için hudut bölgelerine gitme emri veriliyordu.Çoğu kendilerini bekleyen kaderi yaşamaktan ziyade kendini öldürmeyi tercih ederdi.

Çerkesler Osmanlı sonrası devletlerde önemli görevler almakta ve özellikle askeri alanda sivrilmekteyken, Türkiye gibi ülkelerde Çerkes varlığını inkar etmeye varan asimilasyonist politikalarla karşı karşıya kaldılar.

Youghar ve Barsaque Çerkeslere en fazla hak sağlayan ülkenin, kimliklerini her açıdan muhafaza etmeye imkan tanıyan İsrail olduğunu söylediler. Muhtemelen, Hitler’in Nazileri İkinci Dünya Savaşı sırasında peşlerine düştüğü sırada, Çerkeslerin Yahudi cemiyetini korumalarını minnetle hatırlıyorlar.

Youghar ve Barsaque’a göre Çerkeslere karşı en ılımlı ülke Gürcistan. Çerkeslere mülteci statüsü verdi ve 19. yüzyıldaki Rus eylemlerinin soykırım olduğunu resmen tanıdı. Gürcistan bir Çerkes soykırım anıtı inşa eden ilk ülke olacak ve bu Mayıs ayında Soçi katliamının yıldönümünde bu anıtın açılışı yapılacak.

Kronik Azgelişmişlik
Müslüman devletler, kültürlerinin yok olmasında rol oynarken ya da vaatlerini yerine getirmezken; Çerkeslerin en sadık dostlarının bir Yahudi ve bir Hıristiyan devlet olması ironiktir.
Çerkes kimliği, İslami uygulamaları ve kültürel dışavurumu yasaklayan Sovyetler Birliği tarafından ciddi şekilde tehdit altındaydı. Sovyetler Birliği geri kalan Çerkesleri tek bir bölgede birleştirmek yerine, etnik milletleri zayıf ve birbirinden ayrı tutmak için birbiriyle bağlantısı olmayan halkları cumhuriyetlere bölüştürdü.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü, tekrar özgürlük ve özerkliğin tadını alan Çerkeslerin yeniden bir araya gelmesine neden oldu. 1991 yılında Çerkes dili her üç cumhuriyette de resmi dil olarak ilan edildi. Çeçenya’daki savaşın durumu zorlaştırmasına rağmen, Çerkesler yurtdışından geri dönmeye başladılar.

Başkan Boris Yeltsin Çerkes cumhuriyetlerinde değişik derecelerde özerkliğe müsaade ederken, Başkan Vladimir Putin iktidarı, hükümet otoritesinin yeniden tek bir merkezde toplanması durumunu uygulamaya soktu. Putin doğrudan denetimi üstüne aldı ve başkanlar seçim yerine hükümet kararıyla seçilmeye başlandı. Bu durumun, insanlar tarafından değil de Moskova tarafından seçilebilir olan yozlaşmış elitler sorununu körüklemesi, kronik azgelişmişlik ve ötekileştirme ile sonuçlanmaktadır.

Rusya, Çerkes kültürünün dışavurumuna ket vurmak adına politika tazeledi; okullarda dil eğitimini yasakladı, Çerkes dilindeki medyaya sınırlamalar getirdi. Çerkesler ayrıca cumhuriyetler arası seyahatte de kısıtlamalarla karşılaştılar, seyahatler çok zor elde edilen izinlere tabi hale geldi. Güvenlik güçlerinin aleni şekilde insanlıktan uzak hareketleri öfke ve itiraza neden olurken, Çerkesler ve diğer Kafkas halklarına karşı ırksal önyargı çok yaygın olarak varlığını hissettiriyordu.

Bütün bu faktörler; son birkaç yılda sürekli infazlar, insan kaçırmalar ve yaygın işkence raporları ile daha da fena hale gelen bir İslami direnişin oluşmasına neden oldu. Direnişçiler güvenlik güçleri ve hükümetle bağlantılı insanlarla savaşmaktadır. 

Kafkasya’da gitgide kötüye giden vaziyet ve buna ek olarak Çerkeslerin durumlarına ilişkin farkındalık yaratmaya yönelik çabaları, 2014 Soçi Olimpiyatları’nı Putin ve Rusya için çok önemli bir imtihan haline getirdi. En iyi tabiriyle, Rusların böylesi bir trajedinin yaşandığı bir bölgede olimpiyat düzenleme kararı ağır bir kendini bilmezlik durumudur; en kötü tabiriyle de ağır bir kültürel aşağılama için kasıtlı bir girişimdir.

Birleşik Devletler’in Kızılderililere ve Avusturya’nın Aborjinlere yaptığı gibi, yerli halklarına nefret uyandırıcı tavır sergilemiş olan devletler resmi olarak özür dilemiştir. Rusların da bu yönde alacağı bir karar iyileşme sürecini başlatacaktır. Keza Rusya, Suriye’den kaçıp anavatanlarına dönmeye çalışan birçok Çerkes’e bunu gerçekleştirme imkanını sağlayıp, hayatlarını kurtararak güven tesis edebilir.

Moskova, çevresindeki insanları acımasızca tehdit etmenin ve kimliklerini yok saymanın yaratacağı sonuçları iyice kavramalıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra; Estonya, Ukrayna ve Gürcistan gibi ortaya çıkan devletlerin sayısının fazlalığı bu politikaların sonuçlarını teyit etmiştir. Sibirya ya da Kafkasya gibi çevresel bölgelerde uygulanan iptidai vahşet, Rusya’ya istikrar sunmaktan ziyade ters etki yaratabilir. Emperyal Rusya’nın ve Stalinist devrin eski yöntemleri 21. yüzyılda işe yaramayacaktır.

Eğer Putin vizyonu olarak andığı, modern ve etnik çeşitliliği olan “yeni Rusya”ya katkı sağlamak istiyorsa; insan haklarını, kimliğe sonsuz saygıyla beraber gösterilen itibarı, tüm vatandaşları için demokratik temsil ve ekonomik olanakları genişletmek zorundadır. İlerleyen, güvenli ve istikrarlı bir Rusya’nın temini için tek yol budur. Putin’in hayranı olduğu Puşkin, Turgenev ve Tolstoy gibi humanist Rus yazarların geleneğinden de böyle bir bakış açısı çıkacaktır.

Putin’in Çerkesler ve Soçi mevzuuna ilişkin tavrı Rusya’nın nasıl bir yol çizeceğinin göstergesi olacaktır. Rusya, geçmişin hatalarını ve trajedilerini dikkatle gözden geçirip, bunların düzeltilmesine katkı sağlayarak; hem 21. yüzyılın dünya çapında önemli bir gücü olarak konumunu belirleyebilir, hem de bir halkın toptan yok olmamasına yardımcı olabilir . Putin Korkunç Putin mi yoksa Aydınlanmış Putin mi olacağına karar vermelidir.

Çeviri: Dilek Soykuvvet

Özgün Metin: http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2012/04/2012446515233997.html
Kaynak: Al Jazeera (El Cezire) – 04 Nisan 2012

Profesör Akbar Ahmad Washington DC’deki Amerikan Üniversitesi İslami Araştırmalar’da İbn Haldun Kürsüsü Başkanı ve eski Pakistan Birleşik Krallık Yüksek Komiseridir.
Frankie Martin Amerikan Üniversitesi’nin Uluslararası Hizmet Okulu’ndaki İbn Haldun Araştırmaları Kürsüsü üyesidir ve Profesör Ahmad’ın yakında Brookings Press’ten çıkacak olan “İslam Toplumuna Yolculuk: Amerika ve Müslüman Dünyası’ndaki Merkez-Çevre İtilafları” isimli çalışmasında ona yardımcı olmaktadır.

Bir cevap yazın