Bedavetten Hadarete: AKP

İbni Haldun’ un çağlar aşan eseri Mukaddime’de devletlerin nasıl kurulduğunu, yıkıldığını anlatır. Daha geniş manada siyaset felsefesinin temel sorunlarından olan siyasi otoritenin varlığını nasıl kurduğu, sürdürdüğü ve yıkıldığını açıklar.

 

Haldun’a göre umran hadari(kısaca şehirli) ümran ve bedevi(basitçe şehrin dışında kalan) ümran olmak üzere ikiye ayrılır. Bedevi ümran denilen bedavetteki yaşamın temel özelliği asabiyetinin güçlü olmasıdır. Burada asabiyet kavramı üzerinde durmak gereklidir. Kısaca asabiyet, Haldun’a göre, toplululukların zorluklara birlikte göğüs germesini, ortak bir duyguya sahip olarak cemaatin iç yapısını bir arada tutan şeydir. Bedavetteki yaşamın zorlukları bu zorluğu giderilmesi için ortak hareket etmeyi gerektirir. Örneğin mülke sahip şehirli toplulukların devlet kurumları vasıtasıyla gördükleri işleri, bedevattekiler hep birlikte görürler, savunma, barınma, tarım vs. Haldun’a göre asabiyetin temeli neseptir ve nesep ise vehimden ibarettir. Asabiyesi güçlü olan topluluklar ise asabiyesi güçsüz olan topluluklara galebe çalar. Öte yandan bedavetin en önemli arzusu hadarileşmek yani mülke, devlete kavuşmaktır.

 

Modern zamanların çizgisel tarih anlayışından farklı bir tarih felsefesine sahip olan Haldun için tarih çevrimseldir. Yani onun ifadesiyle suyun suya benzediği gibi geçmişte bugüne benzer. Bu ise onun devletlerin, mülkün kurulup yıkılmasını açıklarken kullandığı yöntemin temelini teşkil eder. Devletlerin ömrü 4 nesli geçmez. Bedavette yüksek asabiyeye sahip topluluklar hadaretteki düşük asabiyeye sahip topluluklardan mülklerini alırlar. Ancak bedavetten hadarete gelen bedevi topluluğun asabiyesi günden güne azalır ve yok olur ve hadarilere benzerler, lükse dalarlar, yüksek binalar dikerler vs. 4. Nesil kurucu asabiyenin ne olduğunu bile hatırlamaz ve yeniden yüksek asabiyeye mevcut topluluklar bedavetten hadarete gelerek mülkü ele geçirirler.

 

Haldun yeni bir ilim kurduğunu iddia eder ve bunun ilm-i umran olduğunu ifade eder.

 

Haldun’dan AKP’ ye

 

Haldun’a ait bu çözümlemeyi kısaca paylaştıktan sonra bu çözümlemenin AKP’nin iktidara gelişi, ve muktedir oluşu üzerinden okumasının yapılmasında fayda görüyorum. AKP’ nin temsil ettiği kitle ve onun öncesinde Refah Partisi tarafından temsil edilen kitle, bedavette yani merkezin dışında kalan çevredeki bir topluluktu. Yani İslami damarı kuvvetli, köken olarak da gerçekten köylü olan yani yaşam alanı şehrin dışı olan, şehire gelse bile şehrin dışında hadaretin bedavetinde yaşayan, yaşamaya mecbur kalan bir kitle 90’larla birlikte Türkiye siyasi hayatına damga vuracaktı. Bedavetten geldikleri için asabiyeleri kuvvetliydi.

 

Halduncu açıdan baktığımızda asabiyesi kuvvetli olan topluluklar hadarette asabiyeleri güçsüz olan topluluklara galebe çalacaktır. Köy ve şehir nüfus dengesinin şehirler lehine büyümesi sonucunda çevrede yer alan bu insanlar da merkeze doğru genişlediler. Asabiyelerinin kuvvetli olması onlara bir zafer getirdi ve merkeze girmeye çalıştılar. Klasik merkez-çevre gerilimlerinin ötesinde bir kuvvetle merkeze yüklenen bir asabiyeye mevcut bir topluluk olan İslami kesim Cihan Tuğal’ın ifadesiyle bir pasif devrim gerçekleştirerek sahip oldukları asabiyeyi kitlesel olarak genişlettiler, bir siyasi hareket oluşturarak merkezi her anlamda zorladılar. Bu sermaye bazında, medya bazında, siyaset bazında, eğitim bazında ve hayatın bütün alanlarında kendisini gösterdi.

 

Bunun neticesinde merkeze, yani hadarete yerleşen bedeviler nihai olarak 3 Kasım 2002 ile birlikte başlayan süreçle mülke yani devlete de hakim olmaya başladılar. Neticede bedevilerin temel amacı hadarileşmekti ve bu gerçekleşti.

 

Mülkten Sonra

 

En geniş manada AKP’nin temsil ettiği bu kitle şüphesiz bir taraftan da heterojen bir kitle. AKP’nin büyük bir koalisyon partisi olması bu noktada doğru bir tespit. Pek çok İslami cemaat, tarikat, yapı bunun yanında merkez sağ olarak adlandıralbilecek kesimler de AKP’nin içerisinde kendisine yer bulabiliyorlar. Ancak temelde paylaştıkları bir asabiyet mevcut ki bu onları hadarete, mülke taşıdı.

 

Mülke sahip olan bütün topluluklar gibi AKP’nin hadarete erdirdiği kitle de hadaretin nimetlerini sevdi. Haldun’un 4 nesile indirgediği bedavete ait hasletlerin bozulması 11 senelik AKP iktidarı ve ondan önce siyasal İslamın Türkiye’ de yükselişiyle birlikte başladı. Hatta bunu 90’lardaki belediye seçimlerine kadar geriye götürebiliriz. Haldun ikinci nesille birlikte şehrin getirdiği konforun, yaşamı sürdürmenin kolaylığı gibi sebeplerle bu nesildekilerin lükse doğru meyil ettiklerinden bahseder. Asabiye şuuru ile bir araya gelen kitlelerin yavaş yavaş bu asabiyesinin çözülmeye başladığından bahseder. Üçüncü nesilse mülke geçmeden önce var olan asabiyeyi tamamen unutur. Bu nesilde refah ve bolluğun artmasının sonucu olarak daha rahat yaşamlar sürülmeye başlanır. Rahat yaşamın bir getirisi olarak bedavetteki onur, izzet ve temel mesele unutulur. İlginç bir şekilde Haldun üçüncü nesille birlikte, Türkiye’nin şu anki durumuna benzer şekilde yüksek binalar diktiklerinden bahseder. Dördüncü kuşakta ise devlet nihayetinde çözülür ve yıkılır.

 

Haldun’un nesil olarak ortaya koyduğu periyotları farklı zamansal periyotlarla açıklayabiliriz. Örneğin buna AKP açısından yaklaşırsak 3. Dönemin başındaki AKP’nin 3. Nesilde olduğunu düşünebiliriz. Mesele periyotların isminden çok temsil ettiği siyasal süreçlerdir. Keza devlet olarak adlandırdığı şeyin ise hanedan olduğunu, hanedanların ise nesebe dayandığı ama günümüzde hanedan yerine partinin, nesep yerin farklı bir vehim olan ideolojiyi bunların yerinde koyabiliriz.

 

AKP’nin çevreden merkeze taşıdığı bu asabiyenin bugün kalmadığını müşahede etmekteyiz. Kuruluşunda iddia ettikleri neredeyse bütün değerleri inkar ederek merkeze yerleşen bir hareket var karşımızda. Ben bunun normal olduğunu düşünüyorum. Mülke sahip olanlar nihayetinde onun şartlarıyla bu duruma geleceklerdir. Başbakan’ın veciz ifadesiyle önce ayakken sonra baş olup, yeni ayakları beğenmeme gibi bir şey bu. AKP’nin devletleştiği, kitlesinin kurucu bütün iddialarından vazgeçtiği bir dönemdeyiz aynı zamanda. Halduncu açıdan daha ciddi bir şekilde bu sürecin analiz edilmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Şahsen asabiyedeki bu çözülmenin AKP’ ce de görüldüğü kanaatindeyim. Bunun için yeni bir asabiye inşa etmeye koyuldular Gezi Parkı olayları boyunca. İftiralara dayanan, muktedirin diliyle konuşan ama nihayetinde BİZİM kurucu asabiyemizi hatırlatan, safları sıklaştırmayı amaç edinen yeni bir inşa süreci.

 

Haldun Gezi’ye de uğrar mı?

 

Adet olacağı üzere Gezi’ye temas etmeden olmaz. Gezi’den sonra Türkiye hakkındaki herhangi bir analizin Gezi’ye temas etmeden ciddi bir analiz olmayacağı kanısındayım ayrıca. O kadar kristalleşen bir süreç yaşandı ki Gezi boyunca, bütün o hadarileşmek, devletleşmek olarak tarif edilebilecek, adaletten ziyade hizipçilikte karar kılan bir topluluk gördük karşımızda. Geçen yazımı Gezi’den yükselecek yeni bir asabiyeye inandığımı söylerek noktalamıştım. Evet, bunu Haldun’cu bir tarzda ifade etmiştim. Gezi işte tam olarak bir şekilde bedavete düşmüş başka bir kitleyi temsil ediyor. Bakalım nasıl bir asabiye çıkacak.

Bir cevap yazın