Demokrasi

Bir süredir Guşıps’ de yapılan demokrasi tartışmasını takip edenler arasındayım. Tartışmaya kıyısından bir yerden dahil olmak istiyorum. Öncelikle Erhan Hapae ve Erkan Hakeş’e’ nin demokrasi tanımını konumlandırışlarını doğru bulmuyorum. Soğuk savaş dönemi anti – komünist çerçeveye sıkıştırılmış bir demokrasi tanımı bu konumdaki demokrasi tanımı. Demokrasiyi soğuk savaşın “hür dünyası” ile sıkıştıran bir tanım aynı zamanda. Bu açıdan kavramsal olarak demokrasinin bu kadar dar tanımlanmasına itirazım var.

 

Örneğin serbest piyasa ile demokrasi kavramını mütemmim cüz haline getirme savı küresel bir sermaye tiranlığına da yol açabilecek bir serbest piyasanın demokrasi olarak pazarlanmasını nedense es geçiyor. Bu tip bir tiranlıkta yani küresel sermayenin hegemonyasında nasıl daha demokrat olacağımızı açıklamıyor bu serbest piyasa demokrasi ilişkisi.

 

Demokrasi kavramına bakışım, demokrasinin yukarıdan gerçekleşmeyeceği yönünde. Son demokrasi paketi tartışmalarında da benzer bir duruşa sahibim. Yukarıdan gerçekleşen bir siyasi değişimin siyasal zihniyete dokunmayacağı kanısındayım. Dolayısıyla demokratik gelişimin aşağıdan yükselmesi taraftarıyım.

 

Demokrasiyi tartışacaksak demokrasiyi kavramsal olarak tartışmak gerekmektedir, farklı tecrübeler apriori olarak bize demokrasinin tanımını veremez. Demokrasi ise günümüzde yeni bir krizi yaşamaktadır ki bu kriz temelde temsiliyet ve katılım krizidir. Bu krizin sebebi ise modern temsil teorisinin çökmüş olmasındadır. Dünyanın dört bir tarafından yükselen radikal demokrasi taleplerinin temeli de yine bu krizden mütevellit. Geçmiş temsil pratikleri bu krize cevap vermeyecektir bana kalırsa. Bundan dolayı yeni pratikler inşa etmekle mükellefiz bu aşamada.

 

Amerika örneğinin de bu katılım sorununu tamamıyla aştığını söylemek gerçekten güç. Tarihsel olarak baktığımızda doğrudur. Sovyetler’ de anti – demokratik bir rejim vardı ancak aynı dönemler Amerika’ daki ırk ayrımcılığının da tavan yaptığı dönemlerdi. Malcolm X veya Kara Panter’ ler farklı bir Amerika devletinde ortaya çıkmamıştı. Neticede varolan bütün tecrübelerin demokrasinin krizlerine çözüm ürettiğini söylemek güç.

 

Öte taraftan kabaca Marksist projenin bu krizleri aşabildiğini de söylemek güç. Marksist tecrübeler de bu krizlere çözüm üretemediler. Marksist teorinin temel sorunsalı olan yöneten yönetilen çelişkisinin ortadan kaldırılması ve doğrudan demokrasiye olan sempatileri Sovyetler tecrübesi ile akamete uğradı. Teorinin ortaya koyduğu katılım ve temsil sorunu Sovyetler tecrübesinde tam tersi şekilde gerçekleşti. Ancak burada farklı bir indirgemecilikle karşı karşıya gelebiliyoruz. Tarihteki bütün kolektivist, komünist düşünceleri Sovyetler tecrübesine endeksleme sıkıntısı doğuyor, bu tartışmada gözlemlediğim. Örneğin Anarko – Komünistlerin demokrasi konusundaki fikirleri hiç de yabana atılır cinsten değil bana kalırsa. Bakunin, Kropotkin veya Bookchin’ in fikirleri doğrudan demokrasideki ısrarlarıyla ünlüdür. Bunlara rağmen sadece Marksist bir sosyalist teoriye hapsetmek kolektivist düşüncelere bir haksızlıktır.

 

Sovyetlere dönersek, Marksist teori bu tecrübesinde eleştirdiği burjuva demokrasileri kadar bile temsil düzeyi sağlayamadı. Bu krizi aşamaması dolayısıyla da tarihin çöplüğüne yuvarlandı. Oysa devrimin hemen sonrasında buna dönük konseyler, işçi Sovyetleri gibi örnekler temsil ve katılımda önemli projeler olarak görülebilirdi. Ancak sistemin bürokrasisinin oluşması neticesinde bu deneyimler bastırıldı. Örneğin Kronştad Sovyet İsyanı tam da bu temsil sorunu yüzünden çıktı ve kanlı bir şekilde bastırıldı. Marksist teori Marks daha hayattayken Anarşistlerin yaptığı eleştirileri doğrularcasına Sovyetler tecrübesini yaşadı. Devleti önceleyen bir sosyalist teorinin çıkacağı nokta da buydu.

 

Tartışmada benim durduğum nokta demokrasi tanımının veya krizlerinin cevabının mevcut yapılar olmadığı yönünde. Gerek Amerika gerekse Sovyetler tecrübesi ile açıklanmayacak bir kavram demokrasi. Demokrasinin krizini aşabilmenin yolu da bu örnekler üzerinden tartışmak yerine daha derin sorunsallaştırmalara başvurmaktan geçiyor.

 

Radikal bir demokrasi fikrini tartışmak gerekiyor artık.

Bir Cevap Yazın