Dilsiz Ulus Ölü Müdür?

Anadil, bir toplululuğu diğerinden ayırt etmek için kullanılabilecek en önemli işarettir. Diğer taraftan farklılığını göstermek isteyen bir topluluğun en pratik direniş formülü de yine dillerin farklılığıdır. Bunların ötesinde ise dil gerçekçi bir kullanım alanı açısından pratik eylemleri nitelendiren bir haldir. Yani reel durumda kişinin anadilini kullanması, anadilinin pratik alanıyla ilgili bir mesele olacaktır.

 

Milliyetçilik açısından bakıldığında ise dil en önemli faktörlerden birisidir. Hatta belki de en gerçekçi faktör dildir, vehimden en uzak olan yine dildir çünkü dil yaşar, konuşulur, fiziksel olarak temas edilebilir bir şeydir. 19. Yy’ın ırkçı teorileri, dilleri de belli bir tutarlılıkla dil gruplarına ayırırken tam da bu fiziksel gerçeklik üzerinden bir tahayyül üretme işine girişmişlerdi. Neticede geleneksel toplumlarda belli bir dili konuşup konuşmamak geleneksel ilişkileri sürdürüp sürdürmemekle ilgiliyken, milliyetçiliğin tanımlarıyla bir dili konuşup konuşmamak o dille inşa edilen ve bir vehimden ibaret olan milletin içine duhül etmekle ilgili olagelmiştir. Yani pratik aksından kopmuş, mistifize edilmiş bir şey ile karşı karşıyayız artık.

 

Kimlik siyaseti ekseninden de baksak, milliyetçilik ekseninden de baksak temelde dilin işlevi yine sınırlı olacaktır. Halkın kullandığı dil veya çoğunluğunun kullandığı dil aslında milliyetçi entelektüellerin onların anlam dünyalarına “ilerleyici” bir etki bırakmak için inmeleri için bir araçtı. Nitekim dil birliği, ironik olarak geçmişteki dili de “ilerleme” tezgahına sokarak, kurban seçtiği toplumla birlikte ilerletmiş oluyordu.

 

Peki millliyetçilik işine geç başlamış toplumlar için veya daha masum bir şekilde kimlik siyaseti etrafında toplanmış, kimliğini gelecek nesillere bırakmak isteyen toplumlar için dilin önemi nedir? İrlanda örneği zihin açıcı bir örnektir bu noktada. 19. Yy’da İrlandalılar milliyetçi aydınlarını yetiştirdiklerinde Keltçe bilmiyorlardı, bu aydınları da oturdular kitaplardan bu dili öğrendiler. Mücadeleler neticesinde İrlanda’nın resmi dili olarak da kabul edildi Keltçe. Ama şu an bile yani yaklaşık bir asırlık bir ulus-devlet tecrübesinden sonra bile İrlanda dilini pratikte kullanan insan sayısı % 10’u geçmiyor. Ama bir İrlanda kimliğinden bahsetmek mümkün değil mi? Yani şöyle soralım dilsiz ulus ölü müdür? Bu örneğin zihin açıcı tarafı belki de burada, anadilin işlevi milliyetçi retorikte veya kimliksel yaklaşım ekseninde dili konuşmanın ötesinde bir direniş dinamiği haline getirilip getirilmemesiyle ilgili.

 

Bu çerçevede Guşıps’ın de son dosyasında konu edilen anadil ile ilgili çalışmalar bu açıdan yaklaşılması gereken şeylerdir. Bütün çalışmalara dikkat edildiğinde temel meselenin dilin nasıl yeniden öğretileceği/edinileceği ile ilgili olduğudur. Yani aslında dili nasıl öğreneceğiz sorusu temel sorudur. Peki biraz da cüretkar bir soruyu tersten sormak istiyorum. Bu dili nerede kullanacağız. Dilin kullanım alanı ile doğru orantılı bir şeyden bahsediyoruz. Yani dil varsa, pratik bir sebep varsa, yahut dinsel bir nedeni varsa o dil kullanılır, yaşar, gelişir. Toplu yaşam alanlarından kopmuş bir toplumdan, yaşayacağı alandan çıkmış bir dilden bahsediyoruz. Peki bu dil konuşulmayacaksa bu çalışmalar ne gerek var? Bu çalışmaları dilin pratik kullanım seviyesinin ötesinde bir anlamlandırma mevzisine geçmek olarak okuyorum. Yani başarılı olsunlar, olmasınlar, binlerce insana yeniden dili öğretsinler, öğretmesinler, bu dil kullanılsın, kullanılmasın temel mesele aslında anadili bir direniş dinamiği haline getirmekte.

 

Beri taraftan sürekli duyduğumuz bir atasözümüz olan/belki de atasözü haline gelen meşhur Dilsiz Ulus Ölüdür cümlesine de ayrıca eğilmek gerekir. Bana kalırsa bu da bir milliyetçi mistifikasyondan ibaret bir durumdur. Geleneksel bir toplum olan Adiğelerin modern bir kavram olan ulus kavramını içselleştirip, üstüne bir de atasözü mahiyetinde kelamlar edeceğine pek ihtimal vermiyorum. Bu cümleyi bir şekilde icad edilmiş bir gelenekten ibaret olan bir lafz olarak ele alıyorum. Orijinal ifadede geçen L’epk sözcüğünün bu anlamı sonradan edinmesiyle bu atasözü bağlamından koparılmış olabilir. Tabii yanılıyor da olabilirim, kim bilir uzak görüşlü atalara da sahip olabiliriz. Ya da gelenekseli moderne tahvil etmiş.

 

Bu faslı kapatırsak aslında baktığımızda anadili nesneleştirerek, yani işe onu öldürerek başladığımızın da bilincinde olmakta fayda var. Yani bu direniş ve kimlik ilişkisi millyetçiliğe öylesine teşne bir alan ki bu çukura düşülüp düşülmeyeceğini de zaman gösterecektir. Bunların ötesinde kişisel düşüncem anadil adına mücadelenin getirisinin anadili konuşmak olmayacağıdır. Yani büyük gettolarımız yokken, anadilimizde bir kutsal kitabımız yokken, şehirlerimiz, kasabalarımız yokken, köylerimiz de yok olmaya başlamışken, bir pazar dili değilken, düzgün bir ifadeyle bu dil ve dili konuşanlar kendisine alan açamazken anadilin öğretiliş şekillerinin pek de önemli olmadığını düşünmekteyim. Bu çalışmalara değer verdiğim nokta ise, dili temelde bir direniş argümanına, bir itiraz argümanına dönüştürmesidir.

Bir cevap yazın