Gezi Parkı’nın Üstünde Dolaşan Şey Bir Hayalet Miydi?

Bauman Sosyolojik Düşünmek kitabının Yabancılar bölümünde, iç grup ile dış grubun çatışmalarını incelerken temelde üç özneden bahseder. Bunlar, biz, onlar ve yabancılar. Bizi oluşturan şey temelde onların karşıtlığı üzerine konumlanmış bir durum olarak ele alınır. Yani temelde onlarda olmayan bizdedir, onlar olmadan kollektif bir biz inşası da düşünülemez. Bahsedilen şey öteki olmadan biz denilen iç grup inşasının da olmayacağıdır.

 

Bauman biz ve onların dışında bir de yabancılardan bahseder. Yabancılar yani ne bizden ne onlardan olanlar. Rahatsızlık yaratan şey de tam olarak burada başlar kollektif bir öteki algısı üzerinden inşa edilen “bize” uymamaktalar  ancak bu yabancılar “onlara” da uymamaktalar. Konformist zihinlerce inşa edilen bütün algıları, kalıpları bozan bir durumdur yabancıların durumu. Bir nevi yerleşikliğe “kısa devre yaşatırlar”.

 

İç grup inşası ise her zaman ki gibi süreç içerisinde sürmekte ve karşıtlıklar yaratarak bu “kısa devreyi” etkisiz hale getirmeli, iç grubun yani bizin inşası için gerekli malzemeyi yeni ötekilerden yaratma işine girişmelidir. Yoksa o kısa devre bütün bir kollektif biz duygusuna arıza verdirebilir. Yerleşik düzene kafa tutan, hicveden, dalga geçen bu yabancılar muhkem karşıtlığı sarsarak 1 ile 0 arasında sonsuz adet sayının bulunduğunu kanıtlarlar.

 

Muhkem aklın bunu kabullenmesi bir kenara anlamlandırması yahut anlaması ne pratik bir çıkara hizmet eder, ne de bunu yapabilecek zihni donanıma sahiptir. Bu durumda eski ezberler çalıştırılır ve iç grupta safların sıklaşması için bu ele avuca gelmeyen yeniler için akla hayale sığmayacak, savunma referansını ve hakaret referansını iç grubun değerlerinden alan bir savunma ve saldırı stratejisi izlenir. Temel amaç bu yabancıların aslında o kadar da yabancı olmadıkları, yani yeniden düşünmek gibi bir zahmete girmemize gerek kalmayacak şekilde yabancıların “onlardan” olduğuna iç gruptakileri inandırmaktır.

 

Gezi’deki Hayalet?

 

Bu kısa açıklamaların üzerine Gezi Parkı olaylarını ve siyasilerin, iktidarın, bütün bizlerin ve onların takındığı tavırlara bakmakta fayda var. Gezi üzerine pek çok yazı yazıldı yazılacak da, olayın soğumasıyla birlikte daha sağlıklı analizler de üretilecektir. Bununla birlikte bu süreçte yeni kimliklerin görünür olduğunu, süreç içerisinde yeni kimliklerin inşa edildiğini görmek gerekir.

 

Hükümetin biz algısı 10 senelik iktidar tecrübesine ve daha geniş bir tarihi perspektife dayalı olarak gelişti. Oturduğu taban, çıkardığı elitler, sermayesi, medyası, akademyası da bu 10 senelik tecrübe boyunca oluşturulan tepkisel bir bizlik algısında hemfikirdiler. Yani camilerin kapatılmasından, ezanın Türkçeleştirilmesine, 28 Şubat’tan 367 kararına, başörtüsünden göbeğini kaşıyan adam hakaretlerine kadar bütün bunlar bu süreçte yeniden üretildiler ve ortaya bir biz kimliği çıkarıldı veya çıkarılmaya çalışıldı. Bütün bu “bizin” inşasında dikkat edilmesi gerekilen şey bunun bir tür yıkımla, yani yapıyı çözerek ortaya çıkan, maruz kalınarak oluşturulan bir kimlik olduğudur. Bu yıkımın bitmesi ve yerine inşa sürecinin gelmesi şüphesiz maruz kalmadan maruz bırakmaya doğru değişen yeni bir hükmetme tarzını çıkardı. Aziz Babuşçu’ nun inşa sürecinde eski müttefiklere elveda demesi ve  inşa sürecinin bambaşka olacağını adeta müjdelemesi de bunun bir sonucuydu.

 

AKP inşa sürecine böyle bir biz kimliği ile girdi ve karşısında muhayyel bir onlar vardı. Onlar bütün kötülüklerin anası, bizde olmayanların olduğu, bizi ezmek için görevlilerden oluşan şeylerdi. 10 yıl boyunca temel itirazı statükoya olan “biz” bir anda statükonun rengini değiştirdikten hemen sonra “onlara” yani “biz” olmayanların yaşamlarına müdahale etme şansına sahip olduğumuzun bilincine varıyordu. Yani artık düşman değişmişti. Düşmanın artık bir devleti yoktu, devlet asıl sahiplerinin eline geçmiş, bütün o bastırılan bizin kollektif kamusal inşasına şans doğmuştu. Ancak düşmanın yok olmaması elzemdi yoksa bir tehditle ve tehdit algısıyla oluşturulan “biz” dağılırdı. Yeni öteki bu sefer devletin eski sahiplerinin yaşamları olmuştu. Tabii bu da bir tahayyül aslında, temel referans yine biz kimliğine, bize benzemeyen yaşam tarzlarına atıfla eski hayaletin birleştirilmesinden ibaret bu devletin eski sahipleri söylemi de.

 

Böyle bir inşa sürecinin ortasında yeni bir siyaset sahneye girdi. Bunlar yazının başında bahsedilen yabancılardı. Yabancılar yani elle tutulamayan, gözle görülemeyen, duyulan, işitilen ama anlaşılmayan, idrak edilemeyen. Gezi Parkı tam da bu noktada bana kalırsa. Yabancılar, siyasetin, kollektif kimliklerin bütün eski kalıplarına yabancılar, yeni bir dili oluşturmaya namzetler. AKP’ nin, muhafazakar aydınların, CHP’nin,  BDP’nin vs. tam olarak anlayamadığı şey de tam olarak yine bu. Eski bizlere ve onlara, ötekilere uymuyorlar. Yine çok sevdiğim  kelime grubuyla ifade edecek olursam “kısa devre” yaşatıyorlar. Şüphesiz bu yabancıların içerisinde de  başka bir biz kimliğine sahipler de var. Ancak hiçbir eski kollektif kimlik alanı hegemonize edemiyor. Ulusalcılar da muhtemelen zamanla bu yabancı kimliğiyle bir kırılma yaşayacaklar, bir kısım ulusalcı eski yollarına devam edecek, bir kısım ulusalcı da bu yeni süreçte yeni kimliklenmeler yaşayarak yabancılardan olacaklar.

 

Bunun AKP’ye dönük bir öfkeye dönüşmesinde AKP’nin inşa süreci dediği süreçte öteki olarak karşısına koyduğu şeyin muğlaklaşması, dolayısıyla daha geniş kesimleri dikine kesen bir karşıtlığa büründürmesi var. Darbe ihtimallerinin, 367 garabetlerinin vs olduğu bir dönemde AKP’nin öteki dediği şey daha tanımlanabilir, daha gerçek bir şeydi. Bu güne geldiğimizde ise bu yabancılar AKP’nin kendi iç grubunun karşısına koyduğu ötekiyi de dik kesen bir çizgideler. Hepsinin yara izi belki vücudunun farklı yerinde ancak yaralarının olduğundan, yaralanma ihtimalleri olduklarından eminler.

 

Gezi üzerine edilecek kelam daha çok. Gezinin potansiyeli de ayrıca tartışılmalı. Bana kalırsa Gezi’den ciddi bir parlamenter etki çıkmayacak, ancak yeni bir asabiyeye sahip yabancılar çıkacak ve bunlar da nihayetinde orta vadede muhkem siyaseti ve dilini değiştirecekler.

 

Bir cevap yazın