Kimlik Zindanı

Post-modern diye tarif edilen bir dönemdeyiz. Küreselleşmenin etkilerinin bütün düzeylerde hissedildiği bir dönem. Bu dönem bastırılmış kimliklerin geri dönen bir hayalet olarak ulus-devletlerin başına bela olduğu bir dönem. Hatırlanmak zorunda kalınan şeylerle de mücadele alanlarının çizildiği bir dönem.

 

Kimlik temelde ne olduğuna verdiğin cevaptır. Etnik kimlik de bu sorunun cevaplarından birisidir. Ancak bu cevabın, etnik kimlikle ilgili olan soruya verilen cevabın, hayata dair bütün soruların cevabını içerdiğini sanmak düşülecek en büyük çukurlardan birisidir.

 

Etnik kimlik tanımları, milliyetçiliğin arketiplerinden birisidir. Temelinde bir saflık düşüncesini barındırır. Bu saflık düşüncesi akışkan olanı dondurur. Etnik kimlik ekseninde tanımlanan bir cemaat tahayyül eder. Tahayyül edilen cemaatin kuralları tıpkı milliyetçilik gibi konulmaya başlanır. Şüphesiz kimlik başlı başına bir olgudur, milliyetçilikten farklı olarak kimlik siyaseti gibi bir alan açma istidadı vardır ancak bütün bunlar kimlik sahibi cemaatlerin kimlik inşasına yönelik tasavvurlarını önlemez. Buna karşı sergilenecek duruş tanımlamalardan kaçınma olmalıdır.

 

Bu çerçevedeki etnik kimlik tanımları ise küreselleşme ile aşınan ulus algısını mikro ölçekte “alt gruplara” taşır, orada yeniden üretir. Gecikmiş milliyetçiliklere kapı aralar. Gecikmiş “milliyetlere” gecikmiş tanımlar üretir. Küreselleşme ile birlikte görünür olan kimliklerin de temelde hiyerarşik ilişkilerle bir sorunu yoktur. 20. Yy boyunca süren ulusal kurtuluş savaşlarının kendi hiyerarşisini yaratmaktaki hevesine benzer bir hevestir bu da. Yani tahayyül edilen ulusal cemaatten, tahayyül edilen/edilmekte olan yeni bir-eski ulusal cemaate göre daha kısıtlı veya daha kapsamlı- ulusal, etnik kimliğe geçiş vardır bu süreçte.

 

Peki etnik kimlik bir direniş unsuru olarak milliyetçilikten azade olarak düşünülebilir/tasavvur edilebilir mi? Kritik soru ne olduğuna dair verdiğin cevaptan çok ondan sonra kurulacak cümlelerde gizlidir bana kalırsa. Tekil indirgemecilik yaparak, bireyi ve hatta cemaati etnik kimliğe hapsetmek bu sorunun cevabı değildir. O, kendi milliyetçiliğimizi nasıl yapabilirizin cevabıdır.

 

Etnik kimlik tel örgüsünü kesmek

 

Etnik ilgi ağları üzerinden şekillendirilmiş bir kimlik siyaseti yukarıda sorulan sorulara cevap vermesi için siyasetten ve ilişkiden korkmaması gerekmektedir. Hiyerarşilerden, saflıklardan, verili yapılardan bahsederek bu ilişki nasıl kurulabilir? Toplumsal hareketlere sınırlar çizmekten kaçınmak, mümkün olduğu kadar etnik, dini, sınıfsal,  cinsel vb kimlik alanlarıyla temas kurmasından korkmamak gerekmekte. Salt etnik kimliğe referanslarla oluşturulan yapıların hiyerarşilerle mücadele kabileyetinin olmadığını düşünmekteyim. Veya salt kimlik siyaseti de aynı durumdadır bana göre.

 

Bu handikapı aşacak tutum ise siyasi, dini, etnik vb kimliklerin devreye gireceği bir siyasal alanın yaratılması  olacaktır. Başka alanlarla kesiştiği ölçüde “bereketi” artacak bir alandır bu.

 

Ulusun kimliğinden kaçarken, etnik kimliğin ulusuna düşmek tehlikenin başlıcasıdır. Ulusu etnik kimliğini temsil etmeyen bir bireylik yarattığı için suçlayıp, sonrasında temsiliyetini etnik kimliğe devretmek bireyliği reddetmektir. Radikal özgürlük adımları, hiyerarşik ilişkileri zorlayacak siyaset, kalıpları yok etmeyi gerektirir. İnsani temelde, birey temelinde cemaate kaçmadan, cemaate sınır çizmeden, etnik kimliği de reddetmek zorunda bırakmadan, kişisel tercihler ölçüsünde bir siyasi alan her alanda temsiliyetin reddi ile gerçekleşebilir. Hülasa etnik kimliği bir zindana çevirmemeliyiz.

Bir cevap yazın