Tevhid-i lisan yahut tek dil: Paralel uluslar inşa serüveni

Son dönem Akp eleştirilerinde özellikle vurgulanan bir durum var. Bu, Akp’nin kendisine bir ulus yaratma girişiminde bulunmasına dönük bir eleştri. Bu eleştiri şüphesiz, temelsiz ve haksız bir eleştiri değil. Özellikle devlet mekanizmasında kurulan tam hakimiyet sonrasında iyice belirgenleşen böylesine bir halden bahsetmek yerinde bir eleştri.

 

Bu yazı, bu eleştrinin içeriği olan ulus inşasının Akp elitleri ve tarihsel referansları üzerinden açıklamayı hedeflemektedir.

 

Öncelikle sorulacak soru şu olmalı; Akp’nin böylesine iddialı bir projeye dönük tarihi, ideolojik vs. referansları var mı?

 

Akp, siyasi bir duruşu olmayan, popülist, konjönktürel bir kitle partisi. Yalnız Akp’nin siyasi zeminde böylesine bir rolü oynaması, elindeki imkanlar nispetinde bir alt metni, Türkiye’ye dair bir projesi olmadığı anlamına gelmiyor. Bu anlamda Akp, aynı anda ne ANAP, ne de RP’dir. Akp’nin inşa dönemi olarak adlandırdığı yeni dönemde özellikle inşaya dair pek çok şey sloganlaştırılmış durumda. Bir yandan muhafazakar ilerleme – büyüme gibi iktisadi veriler, bir taraftan ise yeni nesiller, eğitim, Türgev, imam hatipler, tek dil vurguları.

 

Muhafazakarların Türkiye tecrübesi ile alakalı hangi tartışmayı okursanız okuyun eğitim ve nesillerden bahsedildiğini görürsünüz. Mehmed Akif’ten tutun, Necip Fazıl’ına sürekli bir nesil yetiştirme projesi vardır karşınızda. Şüphesiz muhafazakar olmanın bir getirisidir bu: Geçmişi ve geleceği “an”a sabitlemek ve bunun üzerinden gelecek nesilleri hamile bırakmak. Asım’ın neslinde de, Ülkücüye seslenişte de, Fethullah Gülen’in Altın Nesli’nde de bu vurgu vardır. Otoriter bütün ideolojiler için gençler en önemli kaynaklardandır, keza kadın annedir vs. Bu vurgu aynı zamanda Atatürk’ün veciz(?) ifadelerinde de kendine yer bulur. Fikriyatın, fikriyatların tabiatı budur aslında keza Aristo’ya kadar bile inseniz önce bir eğitim şeklinden bahseder, gümüşlerden, altınlardan ve tabii bakırlardan.

 

Tam da burada Akp ve muhafazakar kitle için kurucu babalardan birisi olan Abdülhamid’e dönmekte fayda vardır. Modern Türkiye ulus devletini kim kurmuştur diye soracak olursak bunun cevabı kanımca Atatürk değil Abdülhamid olmalıdır. 1839’dan beri belli bir süreklilik içerisinde gelen reformların bir neticesidir Türk ulus devleti. Muhafazakar Kemalizm eleştirileri, ulus devlet eleştirisini de Kemalizme saplar bırakırlar ve ne bir adım öteye ne de bir adım beriye geçmezler. Çünkü eleştirilen şey nesil yetiştirmenin kendisi değil dinine örfüne yabancı nesil yetiştirilmesidir. Yani ulusun kendisi sorun değil, tek ulus, tek millet de sorun değil, sorun olan onun içeriğidir. Adeta bir oyun gibi Türkiye’nin iki kutbu yaklaşık 200 yıldır sırayla bu ulus inşası trenini kontrol etmektedirler.

 

Peki Abdülhamid, yani Ulu Hakan ne yapmıştır? Bir tarihçi edası ile kronolojik bir liste vermeye lüzum görmüyorum. (Ayrıntılı okuma yapmak isteyen Selim Deringil’in “İktidarın Sembolleri ve İdeoloji” isimli kitabını okuyabilirler, hatta bu konuya kafa yormak isteyenler okusunlar mutlaka.) Bizim içim bu başka bir yazının konusu olsun. Özetle, bir eğitim reformu çerçevesinde modernleşen bir imparatorluk ve eğitimin rolü önemli, Abdülhamid dönemi için. Tevhid-i lisan ile Yemen’deki memura dahi Türkçe’yi zorunlu hale getiren, imparatorluktan merkezi bir ulus-devlete dönüşün sancılarıdır bu dönem. Bir taraftan şeytana tapan Yezidi’lere teedüp edilmek üzere Ömer Vehbi Paşa komutasında ordular yollanıp zorla ihtida hareketleri gerçekleştirilirken bir taraftan Osman Nuri Paşa, padişaha sunduğu raporda Arap aşiretlerine Türkçe’nin zorla öğretilmesini ve nihayetinde asimile edilmeleri gerektiğini belirtiyordu raporunda. Gariptir muhafazakarların Osmanlı ile ilgili övündükleri en önemli şeylerden birisidir bu çok kültürcü çakma söylemler.

 

Yeni Ulu Hakan’ımız, 3. Abdülhamid’imiz ise her fırsatta nasıl bir gençlik istediğini söylemektedir. Anlaşıldığı kadarıyla bu yeni ulusun Halkevleri de İmam Hatipler olacaktır. TEOG’taki tercih kurnazlığından tutun Türgev’ine, İlim Yayma’sına kadar yeni ulusa bireyler yetiştirilmesi hükümetin öncelikli hedeflerinden. Yeni ulus 2. Abdülhamid’in kafasındaki ulusa benzer bir ulus. Yeni Türkiye, ilm-i fenn ile kuvve-i akaid’in nesillerde kendini tecessüm ettirdiği, karikatür ifadeyle bir elinde bilgisayar yahut Fatih projesi kapsamında dağıtılan tabletler, öteki elinde ise diyanetin bastırdığı Kur’an’lar olacak olan bir neslin Türkiye’si olacak. Bütün ulus yaratım projeleri gibi bu da istenilen ölçüde tutmayacaktır lakin ciddi tahribatlara sebep olacağı kesindir.

 

İşin bu boyutu ciddi emek ve araştırma isteyen kısmı, zaman ve motivasyon darlığı sebebiyle burayı hızlı geçiyorum. Neticede tez yazmıyoruz… Benim ilgilendiğim ve üzerinde spekülasyonda bulunmak istediğim kısım tahribatlara dönük.

 

Türkiye’de iki ana damar İslamcılığın var olduğunu ve bu iki damar arasındaki temel farkında siyasal talepler ve imani meseleler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar kaba tasnifler, şüphesiz iki tarafın da belirgin renkleri dışında da dertleri vardır, bir yöntem farklılığı da diyebiliriz bu ayrıma. Daha da dağıtmadan demek istediğim, büyük toplumsal değişimlerle dindarlığın artacağını sananlar yanılmaktadır. Said-i Nursi’nin ifadesiyle buradan bir tahkik-i iman çıkmayacaktır, hatta köylü imanı olan taklid-i iman dahi çıkmayacaktır zannımca. Tersine yeni bir tür cıvık riyakarlık çıkacaktır. Türkiye dindarlığının yeni sorunu da önümüzdeki yıllarda bu olacak gibi. Artık sızılacak devlet kurumu, alınacak belediyelerden öte gerçek sorunları bu olacaktır veya sorun bu olduğu halde halen daha belediye kovaladıkları için riyakar olacaklardır.

 

Hülasa bu yazı şunu demek istiyor; kemiyeti arttırarak riyayı arttıracaksınız. Şöyle de örnekleyeyim Fatih projesi kapsamında dağıtılan tabletlerden herhangi bir video sitesine girebilmek mümkün değil lakin VPN’lerin çalışmasını engelleyememişsiniz.

 

Not: Yazının dağınıklığı için mazur görünüz.

Bir Cevap Yazın