Xabze Üzerine Bir Soruşturma

Xabze hakkında kalem yürütenlerin ortak noktası bir tanıma varamamalarıdır. Yazının amacı da zaten net bir tanım yapmak değildir. Xabze’yi sorunsallaştırmaktır. Xabze nedir dediğimizde birden fazla cevaba sahip kesin çizgilerle anlatılamayacak bir olgu karşımıza çıkmaktadır. Xabze anakronik yorumlara muhatap olmaması gereken bir tür epistemedir. Yani modernite ile kirlenmiş bir akılla xabze’yi yasama, yürütme ve yargı gibi komik ayrımlarla zihnen açıklama, tanımlama çalışmalarına giren bilgin thamatelerimizin(!) düştüğü çukura düşmeyeceğiz. Ama derdimiz zaten bu değildir. Daha derin bir sorunsallaştırmadır ve bu sorunsallık üzerinden Xabze’nin “tekrarlanmasının” mümkününü, toplumumuzun bilinci ile alakalı sorunları soruşturacağız.

 

Girişini yaptığımız üzere şimdi meselemize dönebiliriz. Alet çantamızda kavramların olması gerekmektedir bu soruşturmayı yapabilmek için. Xabze’nin nasıl bir bilgi türüne denk geldiğini kavramak için bu gereklidir. Bunun için episteme kavramını Foucault’nun kullandığı manasıyla ele almalıyız. Foucault için episteme nedir? Daha kolay olması için Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüğü isimli eserinden ilgili pasajı aktaralım:“Episteme ayrıca Michael Foucault tarafından oldukça farklı bir anlamda, belirli bir toplumsal ve entelektüel ortam ya da bağlamda düşünülebilecek veya söylenebilecek olanı belirleyen tarihsel düşünce yapıları için kullanılmıştır. Diğer bir deyişle, bir episteme zamana ve kültüre bağlı olan bir söylem çerçevesi meydana getirir.” Bu manada Xabze’nin bir episteme olduğunu düşünenlerdenim. Xabze’nin böyle bir tanıma girip girmeyeceği ayrı bir tartışmanın konusu, meseleyi uzatmamak için ben girdiğini düşünüyorum diyerek ilgili tartışmayı farklı bir mecraya bırakalım.

 

Xabze’nin bir tür üstyapı olduğu söylenebilir ancak benim kastım bunun üstü/ötesi bir durumdur. Söylenebilecek olanı belirleme gücü, zihnin bilgiyi algılamaktaki pozisyonu, bilincin oluşması sorunu gibi pek çok durumu oluşturan şeydi Xabze. Şüphesiz tarihinde pek çok kırılma yaşasa da soykırımdan çok daha sıkıntılısını şehirleşme/yurttaşlaşma/modernleşme gibi paradigmatik bir değişim ile yaşadı Xabze. İslam dininin diğer toplumlarda gerçekleştirdiği paradigmatik/epistemolojik değişimi Çerkesler bu şiddetle köylerinde yaşayamadılar. Bu sebepten ötürü de özgün ya da değil bu İslam paradigmasını yansıtacak eserleri olmadı.

 

Xabze çoğu zaman belli davranış kalıpları olarak algılanır. Bu algı çarpıktır, eksiktir, ötesinde yetersiz ve yanlıştır. Bu bir tür zihin fukaralığı olup Zarfa bakıp Mazrufu unutmaktır. Bu durumdan yıllardır – kafalarındaki dünya ne ise ona göre – Xabze tanımları çizen bu toplumun “aydınları(?)” sorumludur. Sıkıntımız henüz cevap verememe gücü bile değildir, sorunu algılayamamadır. Bu yanlış olan algının şüphesiz tek sorumlusu bu aydınlar değildir onlar sadece dışarıdan belki bir okumasını yapıyor, bir tür etno – etiksel bir kutsama işine girişiyorlardı. Lakin kaçırdıkları Xabze’nin episteme dokunan tarafının yanında işin arkeolojisine inmemeleridir. Burayı kısaca geçerek meselemize geri dönelim.

 

Xabze Foucault’nun tanımından yola çıkarak bir söylem çerçevesi meydana getiren bir tarihsel düşünme biçimi idi. Herşeyden önce tarihseldi, belirli bir zamanla ortaya çıkmıştı, menşei pek de bilinmeyen soykütüğü takip edilemeyen bir şeydi Xabze. Belki de Kafkas halklarının ortaklığı üzerinden kafa yoranların hissettikleri ama ifadeye dökemedikleri şey de buydu. Kendisini Nart’larda görünür kılan bir düşünme biçimi. Senelerdir Kafkas halkları arasındaki ortak paydayı etnisite, dil, sosyo – kültürel benzerlikler üzerinden kurmaya çalışanların atladıkları şey tam da buydu. Bu benzerlikten öte bilinçteki denkliktir. Aynı episteme sahip olabilmek. Şüphesiz bilinçteki bu birlik bu halkları ortak siyasal yapılar kurmaya vs. yönlendirmek zorunda değildi yönlendirmedi de zaten.

 

Xabze üzerine kafa yoranların tıkandığı ama tıkanıklıklarını kabul etmedikleri şeyse tam olarak buydu aslına temas edemediklerini görüneni ile tanımlamaya çalışıyorlardı. Böyle bir düşünce biçimi kendisini doğuran/yaşamını sağlayan koşullardan sıyrıldığı anda anlamsızlaşır. Nitekim Xabze de böyle olmuştur. Bilincinde Xabze’nin olduğu insanlar bambaşka bir episteme ile karşılaşarak bunalmışlar, bilinçleri bir saldırıya maruz kalmıştır. Gelenekselden moderniteye geçen her toplumun başına da zaten benzer şeyler gelmiştir. Keza aynı toplumun ferdiyken mekansal olarak birbirinden kopan toplumumuzun bulunduğu her mekansal uzamda epistemelerindeki değişimlerinin hikayesi de farklı olmuştu, bu hikayelerinin çıktısı olarak ortaya koyulan bilinçleri de. Bütün bu farklılıkları bir arada toplayan da Xabze’nin kendisi değil belki kırıntıları idi, hatırlanan anılar vs.

 

Neticede bu karşılaşma sonucunda Xabze bir bilinç zemini olarak yerini kaybetmiştir. Yerini modern bir episteme almıştır. Bu sebepten ötürü de asimile olunmuştur, böylesine bir değişimden sonra doğal olanı da budur. Xabze bir temsil sistemi değildi ve epsitemesi değişen toplumların temsil biçimlerinin değişmemesi saçmadır zaten. Dolayısıyla da temsilde bir tür nostalji yaratmak sizi Xabze’ye geri döndürmeyecektir. Belki bu temsil kalıpları sizlerin beyaz ortamlarda daha rahat hareket etmenizi vs. sağlayabilir lakin varsa bir asıla dönmeniz mümkün değildir artık. Film kopmuştur, tamiri imkansızdır.

 

Milliyetçiliğin her türlüsünden tiksinen birisi olarak düşmek istemediğim çukurları yazı içerisinde belirtmiştim. Peki bu çukurlara bir etnik merkezci cemaat olarak “Çerkes cemiyeti” nasıl düşmektedir? Dernekleri, yapılarıyla şehirli bir görünüm arz eden bu cemiyet nostalji yaşamaktadır. Çünkü sorunun ağırlığının kendisiyle yüzleşmekten uzaktırlar, derinlice düşünemedikleri için de temsillerin değişiminin bilinçte bir değişime yol açacağını düşünmektedirler ya da sorunun temsil kalıplarına müdahele ile değişebileceğini düşünmektedirler. Milliyetçilik az biraz da bu değil midir zaten, semboller, temsiller…

 

Yazı bir sorun arama yazısı. Bu karşılaşma/kırılma karşısında toplumun tepkilerinin sağlığı üzerinden bakılacak bir tartışma gerekmektedir. Geleneksel toplumlarda kültürel şizofreni bizim toplumumuzda nasıl gerçekleşti buna kafa yormak lazım gelir.

 

Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Bir Cevap Yazın