Yalnız Değiliz, Bilin İstedik!

Türkiye, 15 Temmuz sonrasında adı resmen konulan bir olağan üstü hal rejiminde yaşamaya mecbur bırakılmış durumda. Mevcut iktidarın bundan önceki şedit meslektaşlarını zulümde geçme gayreti bu süreci bir savaş alanına çevirmiştir. 1909’un, 1933’ün ve elbette 12 Eylül’ün tenkisat kararlarının altında imzası olanların kalemlerinin mürekkepleri halen kullanılmaktadır. Hukukun, vicdanın, anayasal hakların askıya alındığı bu dönemde akademi de savaşın bir parçası haline getirilmiştir.

Toplumun pek çok kesimine karşı yürütülen bu savaş 07/02/2016 tarih ve 686 sayılı KHK ile kendileri için yok edilmesi gereken bir hedef olan akademiye de bütün kuvvetleriyle yönelmiştir. Cari hukukun hiçe sayıldığı, devletin kendi kanunlarını tanımadığı, suçlamanın belirsiz, cezalandırmanın ise “medeni ölümü” amaçladığı bir kararname ile 330 akademisyen ve pek çok devlet memuru görevlerinden atıldı. 15 Temmuz sonrasında devletin elinde sopaya dönen ve toplumsal hayatı dahi dost-düşman tasnifiyle sınıflandıran bu durum kabul edilemezdir.

Akademi, tarih boyunca, benzer otoriter siyasal iktidarların hedefi olmuştur. Türkiye tarihi bu akademiye ve düşünce adamlarına karşı devletçe yürütülen savaşların devamlılığından müteşekkildir. “İleri demokrasi” adıyla anılan bu rejim de bundan azade olmamıştır, olmayacaktır. Darbelere karşı olduklarını söyleyenler 12 Eylül Askeri Darbesi’nin açtığı tahribatları ellerindeki imkânlarla diriltmek için çabalamaktadır.  FETÖ ile mücadele adı altında kendi iktidarına muhalif bütün sesleri susturmaya uğraşan bu kepazeliğin akılla, vicdanla ve her hangi bir izahla alakası yoktur.

Kafkasyalı halklar için devlet otoritesinin ve hukukun bu şekli ile istismarı Stalin’den, 12 Eylül’den, Gönen-Manyas’tan tanıdıktır. Diasporada asimilasyonun Çerkeslerin aydınlarına yönelen süreçlerle başladığı da unutulmamalıdır.

Çerkes siyasallaşmasının akademideki ilk örneklerinden, arkadaşımız Erdoğan Boz da bu mahfil içerisinde iş bu siyasal cinayetin kurbanı olmuştur. Hakkında herhangi bir soruşturma yürütülmeden, soruşturmaya esas teşkil edecek bir cürüm işlemeden, sadece ve sadece muhalif ve demokrat çizgisi nedeniyle siyasal iktidarca cezalandırılmıştır. Erdoğan Boz gerek akademideki gerekse de Çerkes siyasetindeki özgürlükçü ve muhalif tavrıyla tanınmakta olup bir siyasal iktidarca da ilk defa hedef alınmış değildir. Türk devletinin Rusyalı kardeşleri de anavatanına girmesini engellemişler idi. Benzer şekilde hukuk dışı bir kararname ile işinden edilen Erdoğan Boz ile dayanışma gösterilmesi bütün olarak Çerkeslerin ve Kafkasyalıların gerek içerisinde yaşadıkları topluma gerekse de Çerkes kimliğine karşı boynunun borcudur.

Bizler, Kafkasya Forumu olarak bu güne kadar ki tasfiyeler dahil olmak üzere tasfiyelerin müstebit Türkiye tarihinin bir parçası olduğunu, tasfiyelerin siyasal saiklerle yapıldığını, tasfiye ile amaçlananın akademi kurumunun bizzat kendisinin tasfiyesi olduğunu iddia ediyor ve düşünüyoruz.Daha önceki benzer uygulamaların suçunu affetmeyen tarih , önceki müsebbibleriyle beraber bugünkü sorumluları da affetmeyecektir. Bu iddiamızı çürütecek bir gelişme olmadığı gibi OHAL ile siyasal haklarımız bir kenara vatandaşlık haklarımız dahi elimizden alınmak istenmektedir. Bu ahval içerisinde başta Erdoğan Boz olmak üzere tasfiye edilenlerin yanında olduğumuzu ilan ediyor, halkımızı bu keyfiliğe karşı durmaya davet ediyoruz.

 

Bir Cevap Yazın