AB Üyesi Devletler Abhazya’yı Tanırsa Ne Olur?

AB üyesi devletlerin Abhazya’yı tanımaktaki isteksizliği esasında AB’nin Güney Kafkasya’daki temel nüfuz noktası olan Gürcistan’ın desteğini kaybetme korkusu yüzünden. 1992 yılında Abhazya’nın bağımsızlığını ilanından beri Gürcistan, bölgenin kendi topaklarına yeniden bağlanması talebiyle tanımama politikasını tatbik etmekte ve Abhazya’nın devlet olarak tanınmasını ve uluslararası toplumdaki diğer devletlerin Abhazya ile ilişki geliştirmesini engellemekten asla vazgeçmedi.

Aynı zamanda, Gürcistan Rusya’nın etkisinden kaçmak ve Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgelerine genişlemesinin karşısında durmak amacıyla NATO üyesi olmak ve AB’ye yakınlaşmak için çabaladı. Bu makale 2008 çatışmasından itibaren oluşmuş statükonun bir resmini ve bu durumun Rusya ile kıyaslandığında AB’nin Güney Kafkasya’daki nüfuzu için oluşturduğu dezavantajlarını tasvir ediyor. Bu bağlamda, makale AB üyesi devletlerin Abhazya’yı tanıması sonucunda oluşacak avantajlarla jeopolitik ve uluslararası hukuk yüzünden ortaya çıkabilecek zorlukları analiz ediyor.

2008 Çatışmasından Sonra Jeopolitik Alandaki Değişiklikler

Gürcü ordusunun karşısında Rus kuvvetlerinin olduğu 2008 çatışması Rusya, Gürcistan ve AB arasındaki jeopolitik kartları ciddi şekilde yeniden dağıttı. Çatışma ayrılıkçı bölgelerdeki gerilimin tırmanmasıyla baş gösterdi, özellikle de Nisan 2008 sonunda Rusya’nın Gürcü insansız hava uçağını düşürdüğü iddia edildikten sonra.

Abhazya ve G.Osetya’ya bağımsızlık savaşlarının ardından yerleşen Rusya “barış gücü operasyonu” üzerinden her iki bölgede de birkaç gün sonra askeri varlığını arttırdı. Sebep ise Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgeye insansız hava uçağı göndermesiyle ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi ve Abhazya sınırında 1500 askeri yığarak “savaşa hazırlanmasıydı.”  Rusya/G. Osetya/ Abhazya ve Gürcistan arasında tansiyon halen yüksekken Gürcü ordusu 7-8 Ağustos 2008’de Güney Osetya’ya karşı bir saldırı başlattı.

Bu saldırı Gürcistan’ın NATO’ya entegre olmasını yıllarca engelledi. Esasında, NATO üyesi devletler Gürcistan’ın birliğe girmesinin tartışmalı bölgelere askeri operasyon başlatmak isteyen devletleri cesaretlendireceğini ve bunun sonucunda NATO anlaşmasının 6. Maddesi’nin kullanılacağından korkmuşlardı. Gürcistan’ın NATO üyeliğinin engellenmesi Batı ve NATO’yu Kafkasya’daki etkisine gerçek bir tehdit olarak gören Rusya için bulunmaz nimetti.

Dahası, Rusya’nın Abhazya’yı tanıması Gürcistan’ın eski bölgelerini geri alma şansını büyük ölçüde azaltmıştı. Ana sebeplerden biri artık Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgeleri tekrar toprağına katabilmesi için Abhazya ve Rusya’nın “de facto rızasına” ihtiyaç duymasıdır. Gidişat böylesine bir anlaşmanın halen daha gerçekleşmeyeceği yönünde. Kimliklerinin Gürcistan yönetimince asla tam olarak tanınmadığı göz önüne alındığında Abhazlar Gürcistan’la yeniden birleşmek için güçlü bir isteksizliği koruyorlar. Üstelik mevcut durumun korunmasında Rusya’nın da ciddi çıkarları var.

Abhazya’yı tanıyan tek büyük gücün Rusya olması onun ayrılıkçı bölgede tekel pozisyonunu garantiledi ve G. Kafkasya’daki varlığını güçlendirdi. Esasında, Rusya, Moskova ve Sohum arasında imzalanan sayısız karşılıklı anlaşmalarla, aralarındaki ticari ilişkilerle ve bütün Abhazlara Rus pasaportu dağıtılmasıyla Abhazya’nın uluslararası alana açılması için tek kapısı.

Yine de, bu durum özellikle politikada Abhazya üzerinde olumsuz etkilere neden oluyor. Bağımsızlığı ve Batı’nın demokratik ideallerini çekici bulsalar bile(Abhaz halkı, bölgede demokratik ve tarafsız bir devlet olmak manasında “Kafkasya’nın İsviçre’si” olma hayalini kuruyor), Sohum güçlü şekilde Rusya’nın etkisine ve denetimine bağımlılığını sürdürüyor. Bu duruma bir başka örnek Abhazya için büyük ekonomik dezavantajlara sebep olmuş olsa da Rusya’nın Türkiye’ye 15 Kasım 2015’te uyguladığı yaptırımlardır.

Bu esnada Rusya’nın Sohum karşısındaki mevcut pozisyonu ayrılıkçı bölgedeki askeri varlığını arttırmasına izin veriyor. Bu durum Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün ihlali ve G. Kafkasya’da barışa tehdit oluştursa da, güçlü bir Abhaz ordusunun bulunmaması ve diğer devletlerin Abhazya’yı tanımak için gönüllü olmamaları karşısında Abhazya’yı Gürcistan’ın saldırılarından korumanın tek yolu.

Abhazya’nın Bir Devlet Olarak AB Üyesi Devletlerce Tanınması: bir Çözüm mü?

Tanıma karşıtı politikanın devamı AB’nin çıkarları için de olumsuz etki yaratıyor. Gerçekte bu politika sadece donmuş çatışmanın sürdürülmesine değil aynı zamanda Abhazya’nın yalnızca Rusya’ya yönelmesine de sebep oluyor. Bu sebeple, bu durum Moskova’ya ayrılıkçı bölgelerdeki tekel pozisyonunu sürdürme ve de Güney Kafkasya’daki varlığını(en önemlisi Karadeniz’in kontrolünü) genişletme şansı veriyor. Ne yazık ki bunun bedelini ekonomisini çeşitlendiremeyen veya kurumlarını iyileştiremeyen Abhazya’nın kendisi ödüyor.

Bu yüzden AB’nin nüfuzunu güçlendirip geliştirmesi için Abhazya’ya karşı stratejisini değiştirmesi gerekiyor. Örneğin, Sohum ile güçlü bağlar kurmak AB’nin demokratik değerlerinin uygulanmasına katkıda bulunacaktır bu da hem Avrupa’nın güvenliğini hem de bölgedeki varlığını güçlendirecektir. AB hali hazırda bölgede, özellikle Gal’de, Abhazya’nın Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmak amacıyla insani yardım projeleri yürütüyor. Yine de, bu tedbirler herhangi bir tanınma olmadığında sınırlı görünüyor ve bir yazarın belirttiği gibi, Rusya bir “gelecek” önerirken Avrupa’dan gelen birkaç milyon Euro’nun hiçbir önemi yok.

Daha önce değindiğim gibi, AB üyesi ülkeler Gürcistan kendi ayrılıkçı bölgelerini tanımama politikasını sürdürdüğü müddetçe Abhazya’yı tanıyamazlar. Gerçekten, Abhazya’nın bir devlet olarak tanınması meselesinde, Gürcistan, ülke toprağındaki ayrılıkçı bölgeleri yeniden entegre etmenin son şansı olarak Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılmaya karar verebilir. Kremlin Gürcü otoritelerine Abhazya’yı tanıma kararını geri çekme sözünün karşılığında Gürcistan’ın Birlik’e katılması için baskı uygulayabilir.

Bu şartlarda, AB için kalan tek çözüm Abhazya’yı etkilemek ve dolaylı olarak diğer devletleri Abhazya’yı tanımaya zorlamak olacaktır ancak bu seçenek tartışılmaz zorluklar yaratıyor. Birincisi, bu çözümün tanınan devletin önemine bağlı olarak çok az etkiye sahip olacağını unutmamalıyız. Hangi devletlerin Abhazya kendi ekonomisini ve politikasını çeşitlendirebilsin diye Gürcistan’ın desteğini kaybetme korkusunu yaşamadan Abhazya’yı tanıyacağı ortadadır.

İkincisi, pek çok devlet kendi ayrılıkçı bölgelerindeki sorunlarından dolayı ayrılıkçı bölgeleri tanımaya isteksizdir. Örneğin, uluslararası pozisyonunun öneminden dolayı, Çin’in Abhazya’yı tanıması en kayda değer tanımalardan olacaktır. Yine de, Tibet veya Tayvan gibi iç problemleri göz önüne alındığında, Çin her zaman ayrılıkçı bölgeleri tanımayı reddedeceğinden böylesine bir senaryonun gerçekleşme olasılığı düşüktür.

Üçüncüsü, Abhazya’nın daha fazla devletçe tanınması Güney Kafkasya’daki diğer de facto devletlere emsal teşkil edecektir. Örneğin, bu durum, Dağlık Karabağ bölgesinde uluslararası hukukun ihlalini oluşturan derin değişikliklere neden olacaktır. Söylemeye gerek yoktur ki bu sadece Güney Kafkasya’da tehlikeli değil aynı zamanda ayrılıkçı iddialara muhatap diğer devletler için de tehlikeli olacaktır.

Abhazya’nın devlet olarak Tanınması: Hukuki Temel Bulmaktaki Güçlük

Abhazya’nın tanınmaması sadece jeopolitik kaygıların değil aynı zamanda ayrılıkçı bölgenin ayrılmasına gerçek bir hukuki dayanağın olmamasının da bir sonucudur. Hepsinden öte, “halkların kendi kaderini tayin hakkının” sadece kolonyal ve post-kolonyal durumlarda uygulanabileceği, yani coğrafi olarak egemenliği altındaki devletten kopuk olan ve farklı kamu hukuku statüsüne sahip bölgeler için geçerli olduğu birçok devlet tarafından kabul edilmiştir.

Bu ilkenin kapsamının başka durumlara genişletilmesi, örneğin azınlıkların kendi kaderini tayin hakkı gibi, devletler ve BM tarafından genellikle reddedilmiştir. İkinci olarak, Uluslararası Hukukta ayrılma diye bir hak bulunmamaktadır. Bu yüzden, Abhazya kendi kaderini tayin hakkını veya herhangi bir siyasal ayrılık hakkını Gürcistan topraklarından ayrılmasına hukuki bir dayanak olarak gösteremez.

Rusya ise, Abhazya’yı tanırken 90’ların başından beri süregelen “Tiflis’in saldırgan, şöven politikası” ve Gürcü makamları tarafından planlandığı varsayılan “Abhaz halkının imhası ve soykırımı” karşısında Abhazların kendi devletini oluşturma hakkını destekledi. Gerçekten, 2625 sayılı Genel Kurul Kararında, uluslararası hukukun istisnai hallerde ayrılmaya izin vereceğinin düzenlendiği bir hukuki doktrin kademeli olarak onaylanmıştır: (i) asıl devlet nüfusun bir bölümüne ciddi insan hakları ihlalleri işlediğinde, ve (ii) ayrılma krizin tek çözümünü teşkil ettiğinde. Örneğin, Kosova bazı ülkeler tarafından bu minvalde tanınmıştır.

Abhazya, 1992’de bağımsızlık ilanından beri Gürcistan tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerini ifşa etmeyi asla bırakmadı. Ayrılıkçı bölgeye göre Abhazya’yı asimile ederek bölgeyi kendisine katmak amacıyla Sovyetler döneminde, Moskova’nın Sovyetizasyon politikası ile kendini temellendiren “Gürcüleştirme” politikasının Gürcistan tarafından uygulanması Abhazların temel haklarının bütün olarak ihlal edildiği anlamına geliyor. Gerçekten bilinmelidir ki, Gürcü idaresi altında, okullarda ve idari kurumlarda Abhaz dili Gürcüce ile değiştirilmiştir. Pek çok sokak ismi Gürcüce isimlerle değiştirilirken yüzbinlerce Gürcü, demografik dengeyi değiştirmek için Abhazya’ya yerleştirilmiştir.

Ancak yine de bu olguları insan hakları ihlalleri olarak algılasak bile bunların ciddi ihlaller olarak görülebileceği kuşkuludur. Devletler, BM ve STK’lar tarafından Miloşeviç hükümetini uluslararası suçlar işlemekle suçlayan pek çok raporun kayıt altına alındığı Kosova örneğinin aksine, hiç kimsenin tarafsız bir pozisyon alamamasından ötürü bir etnik grubun sistematik olarak insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söylemek güçtür. Özetle, Abhazya için Gürcistan ile yeniden birleşmek düşünülemezdir.

Bunun nedeni, birleşmenin Abhaz kültürünün ortadan kalkmasına yol açabilecek olmasıdır, çünkü Gürcü yetkililer hala Abhaz kimliğinin bölgede etnik iddialarda bulunmak için Rusya tarafından yaratıldığını iddia etmektedirler. Bu gibi durumlarda, bir bölgenin asıl devletten ayrılığına izin verilmesi için zorunlu asimilasyon veya kültürel soykırımın ciddi insan hakları ihlallerinin şartlarını sağlayıp sağlamadığı merak edilebilir. Bugün bu soru, uluslararası toplumda emsal bulunmamasından dolayı halen cevapsızdır.

Gürcü – Abhaz Yakınlaşması

Sonuç olarak, Abhazya’ya karşı yürütülen tanımama politikası 2008’den itibaren ayrılıkçı bölgelerde tekel haline gelmekten yararlanan Kremlin’in aksine bölgede etkisini genişletemeyen AB’nin çıkarlarına ters etkiler yarattı. AB Üyesi devletlerin ayrılıkçı bölgeleri tanıması mevcut durumu tersine çevirmeye yardımcı olacak olsa da, Brüksel ile Tiflis arasında var olan güçlü ilişkiler yüzünden bu pek imkân dâhilinde olmayacaktır.

Ayrıca, AB’nin diğer devletleri dolaylı olarak Abhazya’yı tanımaya teşvik etmesi halinde bu durum jeopolitik ve hukuki zorluklara neden olacaktır. Birincisi, pek çok devlet kendi sınırları içerisinde ayrılıkçı iddialar varken bu bağlamda bir emsal yaratmak istemediklerinden dolayı ayrılıkçı bir bölgeyi tanımaya istekli olmayacaktır. İkincisi, şimdilik, Abhazya’nın ayrılma iddiasına temel oluşturacak herhangi bir uluslar arası hukuki argümanı bulunmamaktadır.

Bu bağlamda, mevcut halde çözüme giden yol Gürcistan’a bağlı görünüyor. Tiflis’in kaybettiği bölgeleri geri alma şansının azlığı ve  Abhazya’nın kesin olarak Rusya’ya dönmesinin tehdidi göz önünde bulundurulduğunda, Gürcistan ile ihtilaflı bölgeleri arasında resmi bir yakınlaşma en iyi seçenek olmayacak mıdır?

Sophie Clamedieu

Sophie Clamedieu, Caucasus Initiative’de Uluslararası Kamu Hukuku ve Silahlı Çatışma Hukuku alanında analisttir. Rusya ve Avrasya’ya odaklanmıştır.

Metnin Özgün Hali

Çeviren: KF Çeviri Ekibi

Not: Metinde Abhazya’nın bağımsızlığının uluslar arası hukuk bakımından değerlendirilmesi ve diğer görüşler Kafkasya Forumu’nun görüşlerini yansıtmamakta olup, müellifin fikirleridir. Abhazya’ya karşı Rusya dışındaki devletler tarafından uygulanan izolasyon politikasının, politikayı uygulayanlar açısından bir muhasebesi manasına geldiği için bu metni sizlerle paylaşma ihtiyacı duyduk. 

Bir Cevap Yazın