Çerkeslik ve kölelik

Kölelik, insanlığın özellikle tarım toplumuna geçişinden sonra, belli kişi veya kişilerin dönemin şartlarına göre güç sayılan unsurlara sahip olması ve bu unsurları diğer insanlara karşı kullanarak onlardan üstün hale gelme yöntemidir bir nevi. Tarım toplumuna geçişten önce ise köleliğin toplumda görülmediği hatta ve hatta buna pek de gerek olmadığını görürüz. Bunun nedenlerinden biri ise insanların kendi yaşamlarını idame ettirebilecek kadar üretebildikleri ve fazlasını üretmeye yetecek kapasite ve araç gerecin olmamasıdır. Ne zaman ki tarımda ihtiyaçtan fazlasını üretebilmeyi sağlayacak imkanların gelişmesi ve bu gelişmede en büyük öneme sahip olan araç ve gereçlerin icat edilmesiyle, köleliğin ortaya çıkması paralellik gösterir. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu dönemde güç unsuru bu imkanlara sahip olabilmektir aslında. Bu güç insanın doğasından kaynaklanan üstün olma isteğini tetikler ve efendi-köle ilişkisinin ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Tabi kölelik kurumunun bu kadar eskiye dayandığını söylediğimize göre şunun da farkında olmalıyız ki; bu kurum farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda ve çok farklı şekillerde kendini gösterir. Antik yunanda polisin geçim kaynağı olan toprağın işlenmesi için gerekli görülen bu kurum, Osmanlı toplumunda özellikle ev işleri ve aile hayatına destek konumunda kendini gösterir. Aynı zamanda kölelik kurumunun çok fazla çeşidi olmakla beraber en genele bakarsak, üç farklı oluşum çeşidi vardır:

  • Savaş yoluyla alınan esirler,
  • Farklı dinden oldukları için satılanlar,
  • Fakirlik yüzünden halkın kendilerinden olan çocuklarını satmaları geleneğiyle ortaya çıkmış kölelik.

Her ne olursa ve ne şekilde olursa olsun köleliğin hiçbir meşru yanı olamaz düşüncesindeyim.

Kölelikle ilgili genel bir bilgi verdikten sonra esas değinmek istediğim noktaya gelmek istiyorum: Çerkeslik ve kölelik. Çerkes toplumunda köleliğin oluşum süreci ve ortaya çıkışına bakmak istersek çok derin antropolojik araştırmalar gerecektir. Aynı zamanda Çerkeslikte köleliğin oluşumunda bir çok etki vardır ve har açıdan bakmak gerekir. Dünya üzerinde köleliğin çıkış noktası olarak gösterilen tarım toplumuna geçişin başladığı tarihlerden sonra kölelik kurumunun oluşmadığı kavim yoktur sanırım. Tabi hal böyle olunca her nasıl olduysa kölelik olgusu Çerkes toplum yapısının içerisinde yerini almıştır. Özellikle osmanlılı köle tacirlerinin de etkisiyle Çerkes köleliğinin bazı gerçekleri ortaya çıkmıştır. Kafkas kıyılarından satın alınan Çerkes kız ve erkeklerinin osmanlının her bir tarafında yoğun ilgi görmesi dikkat çeker. Tabi bu yoğun ilgi de beraberinde kafkas köle ticeretinin de artmasına yol açar. Böylelikle osmanlı coğrafyasında ordan oraya satılan-sürüklenen-bir sürü genç yarının kendisine ne getireceğini bilmeden yaşamaya terk edilir. Bu noktada şuna dikkat çekmek istiyorum ki bu ticarette kızların oransal olarak erkek kölelerden hayli fazla olması. Bazı kesimler bunun nedenini köle olan Çerkes kızlarının osmanlı toplum hayatında önemli bir yerinin olması ve bu önemin kaynağını da çerkes kölelerin ev işleri ve aile hayatına destek bakımında önem teşkil etmesine bağlarlar. Tabi kide bu düşüncenin haklı yanları var fakat kanımca en önemli nedeni ise antropoloji alanında çalışma yapan birçok bilim insanının da söylediği gibi Çerkes ırkının fizyolojik özellikleridir.  Yüz hatlarının belirginliği, ten rengi, geniş omuz yapısı vs. Hal böyle olunca osmanlı beyfendi ve paşalarının fantazi dünyalarında önemli bir yer edinen köle olan çerkes kızları bütün osmanlı coğrafyasında yoğun ilgi görür. Bu yoğun ilgi osmanlı köşk ve konaklarında Çerkes köle olgusunun bir adım öne geçmesini sağlar ve köle ticaretinde ki yeri giderek artar Çerkes kölelerinin. Bu durum bazı Çerkes kadınlarının önemli mevkilerde bulunan paşa ve beyfendilerin eşleri olmasına kadar ilerler. Fakat her köle bu kadar şanlı değildi. Genel olarak baktığımızda birçoğunun çok zor şartlarda hayatlarına devam ettiğini görürüz ama hayatına devam edemeyenlerin sayısı da küçümsenmeyecek kadar fazladır.

 

Çerkes kölelerin etkisi o derece artar ki edebiyat alanında da yer bulur kendine. Türk edebiyatında bunun en güzel örneği yazarı Samipaşazade Sezai olan sergüzeşt adlı eserdir. Fakat bu durum sadece Türk edebiyatıyla sınırlı kalmaz ve Dünya edebiyatında da kendine yer bulur. Örneğin; Maturin Murray Ballou’nun The Circassian Slave or the Sultan’s Favorite. A Story of Constantinople and the Caucasus (1851; Çerkes Kölesi yahut Sultanın Gözdesi: Bir İstanbul ve Kafkasya Öyküsü) ve The Circassian Slave, or, the Heroine of Oltenitza. A Tale of the Russo-Turkish War (1855; Çerkes Kölesi, yahut Olteniçe Kahramanı. Bir Türk-Rus Savaşı Öyküsü).

Birinci roman bir esir pazarında başlar. Burada “Mısırlılar, Bulgarlar, Acemler, hattâ Afrikalılar satılmaktadır; ama biz onları geçip Çerkes ve Gürcülerin satıldığı asıl tezgâha bakalım. Hepsi güzel oldukları için seçilmişler, olağanüstü ilginç bir manzara arz ediyorlar. Hepsi de kaderin yarın onlara getireceğini bekliyor: İyi bir efendi mi yoksa kalpsiz biri mi?” Dikkatini “güzel, gül yanaklı Çerkes ırkından” kölelere yoğunlaştıran Ballou, “nefis bir yaratık” tasvir eder: “Baş döndüren bir beden, kocaman parlak gözler ve bir Venüs’e benzemek için sahip olunabilecek her şey… genç ve olağanüstü güzel.” Bu kız satın alınarak sultanın sarayına teslim edilir; sultan da soylu, uzun boylu ve buyurgandır, çünkü “damarlarında kim bilir kaç kuşak Çerkesin kanı dolaşmaktadır, uluslarının izleri alnında yazılıdır.” Okur sonra “Çerkesistan vadilerine” götürülür; yazara göre bu diyarda “güzellik ile zulüm kol gezer, soylu vadilerinde dişil güzelliğin mucizeleri yaratılır ve ovalarında korkunç bir mücadelenin capcanlı sahneleri cereyan eder.” Bu iki örnek bu etkinin varlığını kanıtlama amacıyla örnek verilebilecek yüzlerce edebi kaynaktan sadece iki tanesi.

 

İşte tam da burada yazımın seyrini değiştirip birkaç noktaya daha değinmek istiyorum. Öncelikle kölelik kurumunun Çerkes toplumu içerisinde ki yerini araştırarak iyi belirlememiz gerek. Çerkes diasporasındaki genç nüfusun bu konuda yeteri kadar bilgisi yok. Hatta ve hatta bazılarının bu konudan haberi bile yok. Toplum içerisinde konuşulmasından hoşlanılmayan, hatta olmadığı dahi iddia edilen bir sosyal vaka “Çerkes Köleliği”. Türk ve Dünya edebiyatında bu konuyla ilgili birçok örnek varken bu kurumun bu kadar göz ardı edilerek veya kabul edilmeyerek gelecek nesillere aktarılmama çabası niye ? Kültürümüzde iyi ve olumlu olduğu düşünülen değerleri yeni nesillere fazlasıyla aktarıp yapılan hata ve yanlışları neden aktarmıyoruz ? Öncelikle bu soruyu büyüklerimize ve daha sonrasında kendimize sormalıyız. Aynı zamanda bu durum gençlerimizin şeffaf bir değerlendirme yapmasını engelleyerek kendi milletini tanıma noktasında sorunlar yaşamasına sebep olmaktadır diye düşünüyorum. Ve en önemli durumun ise bu hata ve yanlışların bilinmemesi ve sürekli iyi adetler ve olgulardan bahsedilmesi çerkes toplumununu özellikle ve özellikle genç Çerkes nüfusun kendı milletini diğer milletlerden üstün görmesine neden olduğunu düşünmekteyim. Öncelikle bizim kendi kültürümüzü tanımamız gerek ki başka kültürlere kendimizi daha iyi anlatabilelim. Ve her ne kadar kabullenmesek de bizim kültürümüzde de hoş olmayan hatta yanlış olarak değerlendireceğimiz şeyler olacaktır elbette. Kölelik gibi.

 

Yazımın içeriği ile paralel olduğunu düşündüğüm bir hikayeyi de sizinle paylaşmak isterim.

 

KAHİRE’DE BİR KÖLE ÇERKES KIZIN HİKAYESİ

Not: Ehud R. Toledano’nun ‘Slave Dealers, Women, Pregnancy and Abortion: The Story of a Circassian Slavegirl in min-Nineteenth Centry Cario’ (Slavery and Abotition, 1981, Cilt 2, No. 1, s.53-66) isimli makalesinin birinci bölümünden çevrilmiştir.

Şemsigül, İstanbul’da, Polis raporundan iki yıl önce (1852’de) Deli Mehmet adında bir köle tüccarı tarafından satın alındı. Deli Mehmet onu gemiyle İstanbul’dan Kahire’ye getirdi. Gemide onunla cinsel ilişkide bulundu. O zaman kaç yaşında olduğu bilinmemektedir, fakat Çerkes köle kızları İmparatorlukta 13-15 yaşlarında satılıyorlardı. Şemsigül kendi mülkü olduğu ve onu yasal olarak cariyesi kabul edebileceği için Deli Mehmet bu davranışıyla İslâm Yasası’nı çiğnemiyordu. Fakat, kızın bakireliğini bozduğu için, onu başkasına satmak istediğinde önemli miktarda para kaybetmeyi kabullenmişti. Mısır’a ulaştıklarında köle kız efendisine âdet görmediğini bu nedenle hamile olabileceğini söyledi. Fakat Deli Mehmet onu satmayı kafasına koymuştu; hamileliğin planlarını bozmasına izin veremezdi. Bu nedenle kıza kullanması için ilaçlar verdi, sonra da çocuğu düşürmek için onu dövdü. Fakat doğa baskın çıktı ve istenmeyen hamilelik devam etti.

Osmanlı Padişah Sarayı yaşam biçimini taklit eden Mehmet Ali Paşa yönetici ailesi pek çok beyaz köleye sahipti. Bu köleler aile üyelerine ait değişik saraylarda ve konaklarda kalıyordu. Bu nedenle Deli Mehmet’in Şemsigül’ü bu konaklardan birine satması oldukça normaldi. Fakat müşterilere kızın hamile olduğu söylenmeden satış işlemi gerçekleştirildi. Beş aydan az bir zaman içinde haremdeki bayanlardan biri gerçeği anladı ve kızı muayene etmesi için bir ebe çağırdı. Ebe bayanın şüphelerini doğruladı. Deli Mehmet saraya çağırılıp kölesi geri verildi ve bir daha saraya köle satmaya kalkmaması söylendi. Böylece Deli Mehmet kızı aldı ve onu bir köle tüccarı arkadaşının, Hacı Mustafa Ağa’nın evine gönderdi. Fakat Şemsigül’ün sorunları bitmekten uzaktı; sorunlar daha yeni başlıyordu.

Deli Mehmet’in eşi köle kızın hikâyesini duyar duymaz Hacı Mustafa’nın evine durumu düzeltmek için acele gitti. Yasaları bilip, Şemsigül’ün hamileliğinin kendi konumunu tehlikeye düşürdüğünü farketmiş olmalıydı. Köle çocuğu doğurursa, çocuk özgür olacak ve Deli Mehmet’in mirasına hak kazanacaktı. Çocukları varsa yasal eşin çocuklarının payı azalacaktı; eğer yasal eşin çocuğu yoksa kocası önündeki konumu sarsılacak, özellikle köle erkek çocuk doğurursa, zamanla evin metresi olarak onun yerini alabilecekti. Bu nedenle Hacı Mustafa’nın evine hamile kıza hakaret ve tahrik ederek daldı, fakat onu dövmek isteğinde Mustafa’nın eşi araya girerek onu engelledi. On gün sonra Mustafa’nın eşi Şemsigül’ü Deli Mehmet’in evine ve adeta kaçınılmaz akibetine gönderdi.

Köle kız eve geldiğinde Deli Mehmet’in karısı bir ebe getirtti ve bebeği düşürttürmesini istedi. Hamilelik o zaman altıncı ayına ulaşmıştı. Kızı muayene eden ebe hamileliğin çok ilerlemiş olduğunu, fetüsün (oğulcuğun) çok büyük olduğunu ve kürtaj yapamayacağını söyledi. Buna rağmen Deli Mehmet’in karısı isteğinden vazgeçmedi. Kocası eve geldiğinde, kızı çocuğu düşürene kadar dövmesi düşüncesiyle kocasına yaklaştı. Kocası bu işi yapmayı reddedince, bir ütü ve oklava getirdi ve Şemsigül’ün midesine ve sırtına vurmaya başladı. Yoldan geçen bir köylü kadın gürültüyü ve çığlıkları duyarak içeri baktı ve ne olup-bittiğini anladı. Kıza acıdığı için komşu eve koştu ve durumu Selim Bey’in karısına anlattı. Selim Bey’in karısı Deli Mehmet’in evine hemen gitti ve onun eşine kızı kendi evine alacağını ve kürtajı orada yapacağını söyledi. Beriki bunu kabul etti ve Selim Bey’in eşi Şemsigül’ü kendi evine aldı fakat köle kızın durumunda hiçbir değişiklik olmadı. Deli Mehmet’in karısı hamileliğin ne olduğunu sorduğunda, Selim Bey’in karısı, kızın çocuk düşürmesini sağlayacak ilaçları aldığını belirterek yalan söyleyecekti. Üç ay sonra Şemsigül sağlıklı bir erkek çocuğu dünyaya getirdi.

Doğum sırasında Şemsigül, Deli Mehmet’in eşinin yatağının başucunda beklediğini gördü. Bebek doğduğunda bu ihtiraslı kadın bebeği aldı, geleneksel evlat edinme sembolüne uygun olarak bebeği cübbesine sardı. Annesine bebeğin öldüğünü söyleyerek evine götürdü; bebek daha sonra bir sütanneye verildi. Polis ifadesinde Şemsigül, bir defa Selim Bey’in eşinin bebeği görmesi için kendisine getirdiğini ve sonra bebeği tekrar sütannesine geri götürdüğünü söylemişti. Doğumdan yirmi gün sonra köle kız Deli Mehmet’in evine döndü ve orada yaklaşık yirmi gün kaldı; bu arada bebek kendisine gösterilmedi. Şemsigül bebeği daha sonra da hiç göremedi, çünkü bebek bir yıl içinde ölecekti. Bundan sonra Şemsigül tekrar sahip değiştirmeye başladı.

İlk önce Deli Mehmet onu Tanta’daki yıllık fuara götürmesi ve orada satması için bir başka köle tücarına, Timur’a teslim etti. Tanta fuarı Mısır’daki en büyük fuardı. 19. yüzyılın ilk yarısında 100.000.-150.000 kişi bu fuara kat ılıyordu; 1860 ve 1870’lerde ziyaretçilerin sayısı yarım milyona ulaşmıştı. (12) Köleler bu pazarda satılan “mal”lardan sadece biriydi. Böylece Timur Şemsigül’ü Kahire’nin kuzeyindeki Tanta’ya götürdü; burada birkaç müşteri onunla ilgilendi, hiçbiri satın almadı. Deli Mehmet daha sonra Tanta’ya geldi, onu kendisiyle birlikte Kahire’ye geri götürdü ve üç-buçuk ay kalması için onu tekrar bir başka arkadaşının evine gönderdi. Bu arada Hindistan’a bir iş için gitti. Döndüğünde onu Hacı Mustafa’nın -daha önce bahsettiğimiz köle tüccarı- evinde önemli bir Hintliye gösterdi fakat anlaşmaya varılamadı. Tekrar yola çıkmadan önce, (bu sefer Hicaz’a gidiyordu), Deli Mehmet Şemsigül’ü Mustafa’ya verdi ve onu kendi adına satmasını istedi. Buna rağmen Şemsigül’ün hikayesini bilen Hacı Mustafa onu hiçbir müşterisine göstermedi. Deli Mehmet’den bir çocuğu olduğu için Şemsigül yasal olarak bir ümm-ü velet’di ve satılamazdı. Deli Mehmet Hicaz’dan döndüğünde onu Timur’a sattı. Timur’un yanında ikibuçuk ay kaldıktan sonra, bir arkadaşı Timur’a Şemsigül’ün Deli Mehmet’ten bir çocuğu olduğunu söyledi. Kız da bu durumu onaylayınca, Timur onu derhal köle tüccarları loncası başkanı Ali Efendi’ye, durumu araştırması ve düzeltilmesi için götürdü.

Ali Efendi Deli Mehmet’i çağırdı ve bir ”soruşturma toplantısı” düzenledi. Önce Deli Mehmet herşeyi inkar etti ve Şemsigül’ün yalan söylediğine yemin etti. Daha sonra, eğer arkadaşı Hacı Mustafa da kızın hikayesinin doğru olduğunu onaylarsa kızı azad edeceğini söyledi. Mustafa kızın dediklerini onaylayınca satış işlemi iptal edildi, satış evrakları geri verildi ve Şemsigül loncanın başı Ali Efendi’nin himayesinde kaldı. Olay daha sonra soruşturmanın derinleştirilmesi ve iddianamenin hazırlanması için polise havale edildi. Bütün ilgili şahıslar 30 Haziran 1854’de Polis Merkezi’nde hazır bulunmaya çağrıldı. Dört gün süren işlemler süresince Deli Mehmet Şemsigül’ün hikayesini inkar etti. Şemsigül’ün bu hamilelik masalını yöneticin hareminden çıkmak için uydurduğunu iddia etti. Buna rağmen kızın hikayesi pek çok görgü tanığı tarafından onaylandı ve Merkez Şemsigül’ün anlattığı olayları idari mahkeme tarafından doğru kabul etmesini tavsiye etti. Daha sonra köle sahihinin kölesini azad etmesine sadece (kararlarında yanlış İslam Yasasını göz önünde tutan) Şer-i mahkeme karar verebileceği için olsa gerek, dava Mısır Baş Müftüsü’ne devredildi. Elimizde son karar ile ilgili bir bilgi yoktur, fakat benzer davalarla karşılaştığımızda, köle kızın azad edileceği ve Deli Mehmet’in birkaç ay hapis cezasına çarptırılacağı açık gibidir.

Şamil Demder

 

Yararlanılan Kaynaklar:

http://www.gusips.net/analysis/mkl/7826-bati-kulturunde-cerkes-guzeli-imgesi.html

-http://www.gusips.net/analysis/mkl/7834-osmanli-sosyal-yasaminda-cerkes-kadinlari.html

http://cherkessia.net/news_detail.php?id=5223

http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/BasindaCerkesler/029-kole.htm

http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/9_9.pdf

 

 

 

Bir Cevap Yazın